Yavaş veya İmamoğlu aday olacak mı?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu katıldığı canlı yayında “Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş aday olacak mı?” sorusuna, “Bizim iki büyükşehir belediyesinde Ankara ve İstanbul’da meclis çoğunluğumuz yok. En temel sorunlarımızdan birisi o. Siz eğer belediye başkanı olarak seçilmişseniz, bazı sözler vermişseniz o sözleri yerine getireceksiniz” ifadelerini kullandı.
Takip et
Yavaş veya İmamoğlu aday olacak mı?
  • Yazdir
  • Arttir - Azalt
  • Yorum 0

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk TV’de gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Merkez Bankasının faiz kararına tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “128 milyar dolar, o tarihlerde dolar 7-8 lira mıydı, belki de 6 liraydı bilmiyorum. 128 milyar doları alanların elde ettiği kâra bakın.” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları:

CHP’ye mesafeli olan kesimlerle yaptığım toplantıların sonunda pek çok kişi helalleşmemiz lazım diye güzel temennilerde bulundular ve ben bunu değişik illerde kamuoyuna açık toplantılarda da dillendirdim helalleşmemiz gerektiğiniz birbirimizi daha iyi anlamamız gerektiğini, oturup konuşmamız gerektiğini. Türkiye’nin çözümlenmeyecek bir sorunu yok, oturup beraber masaya yatırırsak bu sorunları çözebileceğiz bunu da ifade ettim. Kavram biraz benden çok benim dışımda CHP’ye mesafeli olan kesimlerin dillendirdikleri bir kavramdı. Güzel bir kavram aslında çok sık kullanılan bir kavram. Dolayısıyla barışa, sevgiye, hoşgörüye çağrı yapan bir kavram. Dolayısıyla bu kavram bence çok güzel.

HELALLEŞME FİKRİ NEREDEN GELDİ?

Aslında söylüyordum bunu birdenbire çıkmadı. Ama bir video çok öne çıktı. Yaptığımız çok değerli bir çağrı. Varolan sorunlara önyargıyla yaklaşıyoruz. Birbirimizi önyargıyla eleştiriyoruz. Önyargıdan kurtulursak aslında çok güzel şeyler yapabiliriz. Farklı düşünceleri bir araya gelip rahatlıkla tartışabiliriz. Ben bundan yanayım. Siyaset çok kutuplaştı, birbirimize farklı gözlerle bakmaya başladık. Bazen sertleşme öyle boyutlara geliyor ki, neredeyse birbirimizin yüzüne bakamayacak hale gelebiliyoruz. buradan Türkiye’nin çıkması lazım. Zaten yeteri kadar büyük sıkıntılar çekiyor bu toplum. Ekonomide çekiyor, sosyal yaşamda çekiyor, aile hayatı içinde çekiyor, işsizlikte çekiyor. Bütün bu sorunlar varken hala sorunları çözmek yerine birbirimize önyargıyla bakıp birbirimizi suçlamanın anlamı yok. Türkiye’nin buradan çıkması lazım. Buradan çıkarsak emin olun hep beraber bir masanın etrafına oturup ‘bu sorunu nasıl çözeriz?’ diye oturup konuşabiliriz. Bu ortamı yaratmak istiyorum. Geçmişe takılıp kalma değil geleceğe bakmamız lazım. Helalleşmenin de özünde gelecek perspektifi var. Biz şimdi oturalım kavgaları bir kenara bırakalım daha rahat bir şekilde oturalım tartışalım. Bu ülkenin hali neden böyle ve nasıl düzeltebiliriz? dolayısıyla önyargılarımızı kırdığımız andan itibaren farklı bir türkiye farklı bir anlayış birbirimize çok daha farklı bakacağız yani Yunus’un dediği gibi ‘sevgiyle’.

28 ŞUBAT MAĞDURLARI

Bir sürü mağduriyet var. Sadece başörtüsü değil. Ben ilk başörtüsü yasağının doğru olmadığını İBB adayı iken Okmeydanı mitinginde söylemiştim. Yusuf Ziya Özcan YÖK Başkanı iken ‘Yapmayın bu yasakları kaldırın’ demiştim. Kendisi de bu konuda açıklama yaptı. Şimdi o mağduriyetleri telafi edemeyiz. Üniversiteye devam edemedi, büyük acılar yaşadı. Onların acılarını anlamalıyız, yaşadıkları sorunları anlamalıyız. Aynı acıların yaşanmaması için gelecek inşa etmeliyiz.

Roboski’yi ve diğerlerini söyledim. Diyarbakır hapishanesindeki işkenceler, 28 Şubat mağdurları diyorsunuz, daha sonra 28 Şubatçıların yargılanması sağlayan FETÖ organizasyonu var. Onlara da yapılan yanlış olduğuna inanıyorum. Bir kişiye haksızlık yapıldığı zaman bizden olup olmadığına, benim yanımda olup olmadığına bakmaksızın haksızlık karşısında net tavır takınmamız lazım.Bir ortak payda oluşturmalıyız. Bir kişi mağdursa yanına gidelim, oturalım, konuşalım, sorunu çözelim.

15 Temmuz’dan hemen sonra bir telefon geldi, 1 hafta geçmiş. Kadın öğretmen Ankara’da gözaltına alınmış. Kadın yeni doğum yapmış. Ben o çocuğun anne sütü emmesi gerektiğini söyledim, ‘hayır yapmayız’ dediler ve beni FETÖ’cü olarak suçladılar. Bu çocuğun anne sütüne ihtiyacı var. Zaten nezarette kalmayacak bu çocuk. Bunun için mücadele ettikten sonra gerçekeşti bu. Ben bu kadını hiç görmedim. Bir haksızlık var mı? Evet vardı. Geleceğe bakacağız, benzer bir hak ihlali olmasın diye mücadele edeceğiz.

“HUKUK AYRI AMA HELALLEŞME BİRAZ DAHA FARKLI”

Mücadele dün başörtüsüydü belki önümüzdeki gün başka bir şey çıkar önümüze. İnsanların hatalarından ders çıkarması lazım. Bunun yolu oturmak, konuşmak, istişare etmek, danışmak. Her yaptığımız doğru mudur? Hayır, öyle bir kural yok. Hata insana özgü bir kavramdır. Çünkü biz aklımızla hareket ederiz, bizim dışımızdaki canlılar duygularıyla ön sezileriyle hareket eder. Tanrı’nın bize verdiği sorgulamak gibi bir yetimiz var. Yanlış mahkeme kararları da verilebilir, insanlar mağdur olabilir. Güneydoğu’da hastaneyi basmaları. Kadıncağız adalet diye bekliyor. İnsanın içi eziliyor. Bir kadın oğulları gitmiş, kocası hastanenin içinde tüple öldürülüyor. Bununla ilgili dava açılamıyor, davaya gizlilik kararı koyuluyor. Demeliyiz ki burada adalet olmalı, bir hak teslim edilebilmeli. Helalleşme ile hukuku da karıştırdılar. Hukuk ayrı ama helalleşme biraz daha farklı. Helalleşme kucaklaşma, sevgiyi egemen kılmadır. Böyle bakmamız gerekiyor.

ERDOĞAN’IN İFADELERİ

Dün sayın Erdoğan açıklama yapıyor, ‘Merkez Bankası bırakın da bağımsız karar versin.’ Aynı Erdoğan Mecliste ‘Merkez Bankası Başkanını görevinden aldık, çünkü laf dinlemiyordu’ diyordu. Hangi Erdoğan? Dünya kamuoyu Merkez Bankası Başkanının bağımsız olmadığını Erdoğan’ın kendi açıklamalarından dinliyor. Merkez Bankası Başkanı’na görevi TBMM veriyor. Ama Erdoğan bu kanuna uymuyor. Fiyat İstikrarı Komisyonu kuruldu. Hiç toplandı mı peki?

MERKEZ BANKASINA ELEŞTİRİ

Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı sağlama kapasitesi yoktur. Para Politikaları Kurulu’na arkeolog tayin edildi. Tarihi paraları mı inceleyecek orada? Efendim faizi indireceğiz, güzel, asıl yardım etmek istiyorsan, faizi indiriyorsun dolar çıkıyor, doları indirirsen faiz yukarı çıkacak. Faizi devlet alıyor. Yıllık faiz 19.2. Peki 1’e indirsin. Vatandaş borcunu ödeyemeyince yüzde 19.2 faiz alıyorsunuz, indir, sıfır yap. Yetki sende. Faizini düşür götürsün yatırsın. Merkez Bankası’nın faiz indirmesi elinde dolar tutanlara, bankada parası olanlara yarıyor. Köprülere para ödenecek? Kim ödeyecek, halk ödüyor, bizle ödüyoruz. Dolar yükseldi, Avro yükseldi tamam. Peki ne olacak bu milletin hali?

128 MİLYAR DOLAR VURGUSU

Sayın Erdoğan şunları yapacağız diye paket açıklıyor mu? Açıklayamaz. 128 milyar dolar, o tarihlerde dolar 7-8 lira mıydı, belki de 6 lirayıdı bilmiyorum. 128 milyar doları alanların elde ettiği kara bakın. Damat giderken at izi it izine karıştı diye açıklama yaptı. Merkez Bankası bunu neden araştırmadı? Yasal yetkisini bir protokol ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na devredemez. Bütün bu değişimler oluyor, sessizliğini koruyan Hazine ve Maliye Bakanı. Hiç konuşmuyor? Niçin?

“PARALEL DEVLET YAPILANMASI VAR”

Erdoğan gerçeklerden kopmuş bir insan. Tam bir paralel devlet yapılanması var. Bir Saray ve diğerleri. Hazine ve Maliye Bakanlığı, YÖK, Dışişleri Bakanlığı’nın izdüşümü sarayda var. Şimdi bütçeyi bile kendisi yapmıyor. Bakanlar eski bakanlar değil. Bildiğimiz atamayla gelmiş devlet memuru. Hiçbir yetkileri yok. Bütün yetkiler bir kişide toplanmış Oradan gelen talimatlarla iş yapıyorlar. Bunların iradeleri yok. Bütçe sorusunda hiçbir karar alamazlar, herhangi bir şey söyleyemezler. Ödenekler Erdoğan’dan yazı çıkmazsa duruyor.

“BAZI ÇEVRELERE GÖRE DOLARIN YÜKSELMESİ BİLİNÇLİ YAPILIYOR”

Bazı çevrelere göre doların yükselmesi bilinçli yapılıyor. İhracat artacak, bol miktarda döviz gelecek diye düşünülüyor. Erdoğan ithalatın ne olduğunu bilmiyor. Şeker pancarı var bizde. Fabrika, işçiler bizde var. Siz zam yapıyorsanız bu adam ya iflas edecek ya iflas edecek. Asgari ücrete bir şey vermeyecekler onu söyleyeyim. Gerçeklikten kopuk olan ekonomi anlayışıyla ekonomileri, piyasaları düzelteceksiniz. Bir kere güven yok siyasal yönetim ile iş dünyası arasında. Sana güvenecek. Geçen birisi anlattı. Kendisine ev yapmış. Musluk, vana vs. alıyor. 150 bin lira fatura çıkıyor. 1 hafta sonra geleceğim diyor. Satıcı da diyor ki, “150 bin lira sana veriyorum, üstüne de 50 bin lira da sana veriyorum. Bu malları ben alıyorum. Aynı fiyata bunları tekrar alamam.” Böyle bir olay içinde hangi ihracattan söz ediyorsunuz.

Nükleer santral var değil mi? Alım garantisi vermişiz. KDV hariç 13,5 cent. Dünyanın en pahalı enerjisi, bir de alım garantisi vermişiz. Almanya 3 cente düşürüyor. Peki bizim sanayicimiz nasıl rekabet edecek? Alım gücü düşecek. Buzdolabına zam gelecek, çamaşır makinası, domates, simit, ekmeğe zam gelecek. Şu anda zam gelmeyen tek şey teneffüs ettiğimiz hava. Gelir dağılımında olağanüstü bozulma. Bir grup çöktü, bir avuç çok yükseldi. Bunlar İngiltere’nin, Londra’nın en lüks caddelerinde villaları olanlar. Erdoğan şu anda bir avuç azınlığa çalışan bir kişidir. Bu ülkenin kaynaklarını bir avuç kişiye tahsis eden kişidir.”

“SİYASETÇİYE PARA VERİLİYORSA KAZANAN YER ALTI DÜNYASIDIR”

Efendim ben bunun kitabını yazdım, milletin defterini dürdün. Çiftçiye, esnafa gidin aynı dertleri dinleyeceksiniz. Bir çiftçi hayvanlarımı yeteri kadar doyuramıyorum dedi. Yem fiyatları nereye çıktı? Siyasi ahlâk kanunu. Bizim bu konuda açık ve net görüşümüz, artı kanun teklifimiz var. Yanlış hatırlamıyorsam Gelecek Partisi’nin çalışması var. Siyasette ahlakı oluşturamadığınız sürece çocuklarımızın daha iyi bir ülkede yaşama şansını almış olursunuz. Birisi çıkıp da her ay bir siyasetçiye para veriliyor diyorsa kazanan yer altı dünyasıdır. Bu kişi kimdir? İçişleri Bakanı çıkıp açıklamadı. Hangi siyasi ahlaktan söz edeceğiz. Rüşvet aldığı kesinlikle belirlenen kişileri yurt dışına büyük elçi olarak atıyorsunuz. İsim de verdim. Ne hikmetse dava açmıyorlar. Açsın diye bekliyorum, hiç değilse belgeleri ortaya koyalım. Bütün dünya alem sizin rüşvetçi olduğunuzu bilecek ama siz Türkiye’yi temsil edeceksiniz.Toplumun bunu sindirmemesi lazım, buna tepki göstermesi lazım. Her kesimin tepki göstermesi lazım. Bir kişiye 10 bin dolar veriyorsanız ve siz sesinizi çıkarmıyorsanız o kişi de ona ortaktır. Erdoğan da bu işin ortağıdır. Böyle bir olayı devletin televizyonda dinleyip sessiz kalıyorsa o da suçludur. Balık baştan kokuyor. Meclis’tele takipçisi, rüşvetçi, liyakatsız adam yerleştiren kişiler.”

“BENİM ŞAHSİ KANAATİM 450 MİLLETVEKİLİ OLMALI”

Niye 600 milletvekili var? 450 idealidir. Komisyonlarda olmayıp genel kurulda olanlar haftanın üç günü el kaldırıp indiriyorlar. Çoğu da gelmiyor Meclis’e. Kanun teklifi geliyor, bakıyorlar grup başkan vekiline el kaldırıyorlar. İçeriğini bile bilmiyorlar. İttifakı oluşturacak olan partilerle bu konuyu konuşmadık ama benim şahsi kanaatim 450 milletvekili olmalı.”

Cumhurbaşkanının fonksiyonu aslında devletin sigortası olmasıdır. Toplumda geniş uyuşmazlık alanı çıkarsa tarafları çağırır onları barıştırır. Bir görüş birliği, tartışma zeminini sağlamak. Cumhurbaşkanı’nın işlevi budur. Şimdi üçlü kararlar da kalktı. Sadece bir kişi imzalıyor.

ÜÇLÜ İMZA VURGUSU

Tek imzayla değil üçlü imzayla atanabilirler. Tam yetkisiz Cumhurbaşkanı olmaz. Mutlaka belli yetkileri olmalı. Şu anda parlamentonun temel sorunu, milletvekilleri siyaset yapamıyorlar. AK Parti milletvekilleri de siyaset yapamıyor. Cumhurbaşkanlığı onore bir görev. Oraya gidip ‘Ben Türkiye’yi tek başıma yöneteyim’ diye bir şey olmaz. Orası farklı bir yer. Türkiye’yi temsil eder. Konuştuğu zaman herkes dinleyecek. Bunu yaparsa saygınlık da kazanacaktır. Geçmişte rahmetli Özal, Demirel, Atatürk, İnönü, Celal Bayar da yaptı.

“ESKİYE DÖNELİM DEMİYORUZ”

Cumhurbaşkanlığının yeniden tanımlanması lazım. Güçlendirilmiş parlamento sistemi derken “Eskiye dönelim” demiyoruz. Siyasi Partiler Yasası dahil olmak üzere değiştirilmesi lazım. Parlamento eski sistemde lider vesayeti altındaydı, oradan da çıkması lazım. Türk hukuk sistemi darbe hukukundan arındırılmalı. AB’nin öngördüğü veya Güney Kore’nin, Japonya’nın demokratik kuralları ülkemize getirelim. Türkiye Cumhuriyeti devleti ve vatandaşları üçüncü sınıf demokrasiyi hak etmiyor.”

50+1 KONUSU

Tartışma kendi içlerinde. Sorun yüzde 50 artı 1 sorunu değil. Sorun sistem sorunu. Yüzde 20 olsa ne olur. Yüzde 20 ile bir kişiye yetki verdiniz türkiye’yi darmadağın edecek ne olur yani. Yüzde 30 verseniz ne olur, yüzde 75 verseniz ne olur, yüzde 100 verseniz ne olur. Sistem zaten çürüyen bir sistem devlette çürümeye yol açıyor, devlette yolsuzluklara yol açıyor. Siz hesabını soramıyorsunuz bağımsız yargı yok. Yargıyı siyaset tayin ediyor. Savcılar görevlerini yapamıyorlar korkudan. Memurlar görevlerini yapamıyor. Bürokratken benim zamanımda daire başkanının imzalayacağı yazıyı bakın üstünde genel müdür yardımcısı, genel müdür, müsteşar yardımcısı, müsteşar, bakan vardı. Bir daire başkanının imzalayacağı yazı ta gidiyor yukarılara. Erdoğan imzalıyor. Böyle bir devlet yönetimi yoktur dünyada. Dolayısıyla bu sistem çürüyen bir sistem, devleti çürüten bir sistem, yolsuzlukları besleyen bir sistem. Bürokrasiye hesap veremiyor mesela. Niye hesap versinki? Eğer güçlü bir politik dayanağı varsa, halkın deyimiyle dayısı varsa her şeyi yapabilir. Her şeyi ama. Yolsuzluk da yapabilirsiniz, hak etmediğiniz yere gelir çok hızlı şekilde oturursunuz. Bunların hepsi şu anda fiilen yaşanan gerçekler.

“BU SİSTEMLE İLGİLİ GELEN HER ŞEYE HAYIR DERİZ”

Sayın Erdoğan isterse yetkilerin bir kısmını delege edebilir. Niye etmiyor? Tüzük çıkarabilir, genelge çıkarabilir. Yeni bir bakanlık kurabilir. Amaç ekonomiyi bir tarafa tutup, halkın gözünden kaçırmak. Erdoğan asla yetkisinden vazgeçmez.AK Parti’nin içinde milletvekili arkadaşlar ‘Biz siyaset yapamıyoruz, bu sistem engel oluyor’ diyorlar. Siyaset yapabilmeleri için parlamentonun güçlü olması lazım. Milletvekillerinin yetkisi olması lazım. Milletvekili çıkıp bir eleştiri yapamaz. Eleştirdiği zaman üstü çizilecek, hayatı boyunca bir defa milletvekili olamaz.

Bu sistemle ilgili gelen her şeye hayır deriz. Bunun dışında yeni sistem asla önermezler, yapamazlar. 5+1 rahatsızlığı nereden kaynaklanıyor? Erdoğan alamayacağı için. Sadece kendisi için özel yasal düzenleme istiyorsa o kişi ülkeyi yönetemez. Zaten yönetemediğini görüyoruz. İçeride aslan, kaplan, dışarıda kuzu. Demokrasiyi içine sindiremeyen insanlarla masaya oturmak doğru değil. Sistemi değiştirmezler, değiştiremezler. AK Parti diyorsunuz değil mi, AK Parti diye bir parti yok aslında, bir kişi var. AK Parti’de kim var?

VEKİLLER GÜÇLÜ PARLAMENTER SİSTEMİ İSTİYOR”

AK Partili milletvekilleri güçlü bir parlamenter sistemi istiyorlar. Varolan sistemin Türkiye’nin başına bela açtığının farkındalar. Saray iktidarı ile bakanlıkların birbirinden kopuk olduğunu düşünüyorlar. Cesaret edip şunu söyleyemiyorlar, muhalefet güçlendirilmiş parlamenter sistem istiyor, gelin arkadaşlar getirelim diyemezler.

İMAMOĞLU VEYA YAVAŞ ADAY OLACAK MI?

Bizim iki büyükşehir belediyesinde Ankara ve İstanbul’da meclis çoğunluğumuz yok. En temel sorunlarımızdan birisi o. Siz eğer belediye başkanı olarak seçilmişseniz, bazı sözler vermişseniz o sözleri yerine getireceksiniz. Cumhurbaşkanlığı bir kişiye endekslenemez. Kurala, devlet aklına, bilgiye endekslenir. Toplum nasıl bir cumhurbaşkanı istiyor, buna bakmamız lazım. Ben milletin sağduyusuna güveniyorum. İttifak nasıl bir cumhurbaşkanı adayı olmasını istiyor. O da çok önemli. Bir anlamda Türkiye’yi selamete çıkaracak ve yeniden inşa edecek, altını özellikle çizeyim bir anlayışa ihtiyacımız var. Milli kurtuluş savaşında nasıl taraflar bir araya geldiyse. Şimdi bozulan devlet çarkının yeniden inşa edilmesi lazım. Katı ideolojinin dışında, çağdaşlığı, demokrasiyi örnek alarak. Herkesi kucaklayarak inşa edilmesi lazım. Bu sistem Türkiye’yi felakete götürüyor. Bu sistemin Türkiye’de ciddi bir beka sorunu yaratacağını söyleyen kişiyim.

Benzer Haberler
Yorum Yap
Yorumlar (0)
Henuz hic yorum yapilmamis, ilk siz yapin.