Sel Felaketinin Sebepleri Açıklandı! Yağışlar, Altyapı ve Halk Sağlığını Riske Atıyor!
İstanbul’da Beykoz’a düşen 242 kilogramlık yağış, iklim değişikliği ve betonlaşmanın sel riskini artırdığını gösterirken altyapı ve halk sağlığı önlemlerini gündeme taşıdı.

İstanbul’da 14 Ekim’de başlayan ve kentin birçok noktasında su baskınları ile taşkınlara yol açan şiddetli yağışlar, iklim değişikliği ve plansız kentleşmenin etkilerini yeniden gündeme getirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) verilerine göre Beykoz’da metrekareye 242 kilogram yağış düşerken, kentte son yılların en yüksek yağış miktarlarından biri kaydedildi. Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, aşırı yağışların nedenlerini, altyapının yeterliliğini ve sel felaketlerinin çevre ile halk sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi.
İklim Değişikliği Aşırı Yağışları Tetikliyor
Küresel sıcaklıkların yükselmesi, atmosferin taşıyabileceği nem miktarını artırıyor. Bu durum, uygun meteorolojik koşullar oluştuğunda kısa sürede çok daha fazla yağış düşmesine zemin hazırlıyor. İstanbul’da yaşanan aşırı yağışların da iklim değişikliğinin oluşturduğu bu koşullardan bağımsız değerlendirilemeyeceği belirtiliyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğünün 1950-2025 dönemine ilişkin verilerine göre İstanbul’da ekim ayındaki ortalama yağış miktarı metrekareye 66 kilogram seviyesinde bulunuyor. Buna karşılık, 14 Ekim’de başlayan yağışlarda Beykoz’da metrekareye 242 kilogram yağış düştüğü bildirildi. Bu değer, ekim ayı ortalamasının oldukça üzerinde bir yağış miktarına işaret ediyor.
Adiller, İstanbul’da yaşanan yağışların son derece şiddetli olduğunu ancak Türkiye açısından benzeri görülmemiş bir olay olarak değerlendirilemeyeceğini belirtiyor.
Betonlaşma Selin Etkisini Ağırlaştırıyor
Şiddetli yağışların su baskınlarına dönüşmesinde yalnızca yağış miktarı etkili olmuyor. Kentlerin nasıl planlandığı ve doğal alanların ne ölçüde korunduğu da taşkınların boyutunu belirliyor.
Beton ve asfalt gibi geçirimsiz yüzeylerin artması, yağmur suyunun toprağa sızmasını zorlaştırıyor. Yeşil alanların azalması ve dere yataklarının yapılaşmaya açılması da suyun doğal akışını engelleyerek taşkın riskini yükseltiyor.
Bu nedenle sel, doğal bir olay olsa da büyük bir afete dönüşmesinde insan faaliyetleri önemli rol oynuyor. Uzmanlara göre riskli bölgelerin belirlenmesi, dere yataklarının korunması ve kentleşme kararlarının doğal su akışını dikkate alması gerekiyor.
İstanbul’un Altyapısı Aşırı Yağışlara Hazır mı?
İstanbul’daki mevcut altyapının bütün bölgelerde aşırı yağışlarla başa çıkabilecek kapasitede olduğunu söylemek mümkün değil. Geçmiş dönemlerdeki yağış kayıtlarına göre tasarlanan drenaj sistemlerinin, değişen iklim koşulları ve artan aşırı yağış riski dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.
Taşkınların önlenmesi için yetersiz yağmur suyu hatlarının iyileştirilmesi, riskli bölgelerin tespit edilmesi ve suyun güvenli biçimde tahliye edilmesini sağlayacak sistemlerin geliştirilmesi önem taşıyor.
Şiddetli yağışlar barajlara su sağlayarak su kaynaklarını destekleyebilse de bunun gerçekleşmesi için yağışın baraj havzalarına düşmesi ve depolanabilir olması gerekiyor. Kısa sürede düşen yoğun yağışın önemli bir bölümü yüzeyden akıp gidebiliyor. Bu sırada çevredeki kirleticiler de suya karışabiliyor. Dolayısıyla su yönetiminde yalnızca toplam yağış miktarı değil, yağışın süresi ve depolanabilen su miktarı da belirleyici oluyor.
Sel Suları Çevre ve Halk Sağlığını Tehdit Ediyor
Sel felaketleri yalnızca can ve mal kaybına neden olmuyor; çevre ve halk sağlığı açısından da ciddi riskler oluşturuyor. Taşkın suları, geçtikleri alanlardaki atıkları, hastalık yapıcı mikroorganizmaları ve kimyasal maddeleri bünyesine katarak taşıyabiliyor. Bu kirleticiler su kaynaklarının kalitesini bozarken su yoluyla bulaşan enfeksiyonların görülme riskini de artırabiliyor.
Bu nedenle sel sonrasında içme suyu şebekesinin güvenliği kontrol edilmeli ve gerekli su kalitesi analizleri yapılmalı. Yetkili kurumların uyarıları takip edilmeli, kirlenmiş olabileceğinden şüphelenilen sular kullanılmamalı ve sel suyuyla temas etmiş gıdalar tüketilmemeli. Su altında kalan alanların da uygun yöntemlerle temizlenmesi gerekiyor.
Suyu Kaynatmak Her Kirleticiyi Ortadan Kaldırmıyor
Sel sonrasında suyun güvenli hâle getirilmesi konusunda dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı bulunuyor. Suyun kaynatılması, hastalık yapıcı mikroorganizmaların etkisiz hâle getirilmesine yardımcı olabilir. Ancak bu yöntem, sudaki kimyasal kirleticileri ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle suyun kirlenme ihtimali varsa yalnızca kaynatmaya güvenilmemeli, yetkili kurumların yönlendirmelerine uyulmalı. Afet yönetiminin de suyun tahliyesinin yanı sıra atıkların kontrolü, su kalitesinin izlenmesi ve halk sağlığının korunmasını kapsaması gerekiyor.
İstanbul’da yaşanan aşırı yağışlar, iklim değişikliğine uyumlu altyapı yatırımlarının ve doğru kentleşme politikalarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Uzmanlara göre taşkın riskini azaltmak için doğal alanların korunması, yağmur suyunun etkin yönetilmesi ve afet sonrasında sağlık risklerine karşı önlem alınması birlikte ele alınmalı.