4D radar nedir? Otonom sürüşte radar teknolojisi değişiyor
4D radar nedir? Otonom araçlarda kullanılan bu yeni nesil radar, uzun menzil ve yüksek çözünürlük sunarak araçların çevresini daha detaylı algılamasını sağlıyor.


Robotaksi teknolojilerini konu alan serimizden öğrendiğimiz üzere bir robotaksinin çevresini anlaması için yalnızca önündeki nesneleri görmesi yeterli değil. Aracın o nesnenin nerede olduğunu, ne kadar uzakta bulunduğunu, hareket edip etmediğini ve hareket ediyorsa hangi yönde ilerlediğini de bilmesi gerekiyor. Üstelik tüm bunların sis, yoğun yağmur, karanlık veya görüşü bozan başka koşullarda gerçekleşmesi gerekiyor.
Robotaksi teknolojilerini ele adığımız bu serinin önceki bölümlerinde bu problemin farklı çözümlerine bakmıştık. LWIR termal kameralar ışığın yetersiz kaldığı durumlarda ısı izlerini algılıyor, FMCW LiDAR'lar yüksek hassasiyetli üç boyutlu veriyle çevrenin geometrisini ve nesnelerin hareketini ortaya çıkarıyor ve Nöromorfik kameralar ise sahnelerde en küçük değişiklikleri algılıyordu. Ancak otonom sürüşte sensörlerin önündeki temel sorunlardan biri halen aynı: Farklı koşullarda mümkün olduğunca uzak mesafeden, yüksek çözünürlükle ve düşük hata payıyla çevreyi algılayabilmek.
Tam da bu noktada 4D görüntüleme radarları devreye giriyor. Geleneksel radarların mesafe, yatay konum ve hız bilgisine ek olarak yükseklik bilgisini de algılayabilen bu sistemler, radarın kötü hava koşullarındaki dayanıklılığını çok daha ayrıntılı bir çevre algısıyla birleştirmeyi hedefliyor.
4D radar nedir?
Otomobillerde radar teknolojisi aslında yeni değil. Adaptif hız sabitleme, kör nokta uyarısı ve otomatik acil frenleme gibi sistemler uzun süredir radar sensörlerinden yararlanıyor. Geleneksel otomotiv radarları bir nesnenin yaklaşık mesafesini, yatay yöndeki konumunu ve göreli hızını belirleyebiliyor. 4D görüntüleme radarları ise buna yükseklik boyutunu ekliyor.

a').click(); event.preventDefault();">Tam Boyutta Gör
Böylece radar bir nesnenin aracın önünde bulunduğunu söylemekle yetinmeyip nesnenin üç boyutlu uzaydaki konumunu ve hareketini daha ayrıntılı şekilde ortaya çıkarabiliyor. Sonuç, klasik radarların ürettiği seyrek veriden çok daha yoğun bir radar nokta bulutu oluyor.
Bu ayrım özellikle otonom sürüş açısından kritik. Örneğin aracın önünde sabit bir nesne bulunduğunu düşünelim. Geleneksel bir radar bunun bir engel olduğunu algılayabilir. Ancak nesnenin yükseklik bilgisinin bilinmesi, aracın önündeki nesnenin yolda duran bir engel mi yoksa aracın altından geçebileceği bir üst geçit mi olduğunu ayırt etmeye yardımcı oluyor.
Radar nasıl 3 boyutlu görüntü oluşturuyor?

a').click(); event.preventDefault();">Tam Boyutta Gör
4D radarın temelinde yine radyo dalgaları bulunuyor. Sensör, elektromanyetik dalgalar gönderiyor ve çevredeki nesnelerden geri dönen sinyalleri analiz ediyor. Ancak 4D görüntüleme radarlarının tek farkı sinyal göndermeleri değil. Çok sayıda verici ve alıcı antenin birlikte kullanılması, radarın çevreyi çok daha yüksek açısal çözünürlükle taramasını sağlıyor.
Bu mimaride MIMO, yani "Multiple Input Multiple Output" yaklaşımı önemli bir rol oynuyor. Birden fazla fiziksel verici ve alıcı antenin oluşturduğu sanal anten dizisi sayesinde sistem, fiziksel anten sayısından çok daha fazla sanal kanal oluşturabiliyor. Bu da nesnelerin yatay ve dikey konumlarını birbirinden ayırma kabiliyetini artırıyor.
Bu alanın öncülerinden olan Mobileye'ın yeni nesil görüntüleme radarı 1.500'den fazla sanal kanalı işleyebiliyor. Şirketin sisteminde 11 TOPS işlem gücüne sahip özel bir radar işlemcisi kullanılıyor ve radar verileri saniyede 20 kare hızında işleniyor.
Arbe tarafından açıklanan 2026 modelinde ise sanal kanal sayısı 2.304'e çıkarılıyor. Bu seviyedeki yoğunluk, radarın ürettiği nokta bulutunun ayrıntı açısından LiDAR'a yaklaşmasını sağlıyor.
En büyük avantajı hava koşulları
Bilindiği üzere kameralar ve LiDAR’lar ışıklar çalışan optik sensörlerden oluşuyor. Bu nedenle sis, yoğun yağmur, kar, duman ve hava kirliliği gibi koşullar algılama performanslarını etkileyebiliyor.
Radar ise radyo dalgaları kullandığı için bu koşullarda çok daha dayanıklı çalışabiliyor. 4D görüntüleme radarları bu özelliği yüksek çözünürlükle birleştirerek yalnızca kötü hava koşullarında "çalışmaya devam eden" bir radar olmaktan çıkıp ayrıntılı çevre algısı sağlamayı hedefliyor.
Bu tip gelişmiş radaralrın 300 metrenin üzerinde algılama menziline ulaşabildiği belirtiliyor. Arbe'nin 2026 çözümü için açıklanan menzil ise 350 metreye kadar çıkıyor. Bu uzun menzil, özellikle otoyol hızlarında kritik önem taşıyor. Araç tehlikeyi ne kadar erken algılarsa karar vermek ve manevra yapmak için o kadar fazla zamana sahip oluyor. Mobileye'ın sistemi ise yayaları, motosikletleri ve bisikletlileri 315 metreye kadar algılayabiliyor. Potansiyel tehlikeler için 230 metreye kadar tespit mesafesi sunuyor.

a').click(); event.preventDefault();">Tam Boyutta Gör
Bu uzun mesafeli algılamanın avantajları büyük olsa da sistem için bir de dezavantaj oluşturuyor. Zira bu geniş çevreden gelen istenmeyen sinyaller de algılanabiliyor. Bu nedenle 4D radarların önemli görevlerinden biri gerçek nesneleri bu gürültüden ayırmak.
Bunun için radar verileri işlem sonrası filtreleme ve nesne takip algoritmalarından geçiriliyor. Sistem, tek bir ölçümü değerlendirmek yerine nesnenin farklı zamanlardaki konumunu ve hareketini takip ederek gerçek bir nesne olup olmadığını belirleyebiliyor.
Bu işlem yapay zeka ve makine öğrenimiyle de desteklenebiliyor. Radar sinyalinin veya radar nokta bulutunun doğrudan derin öğrenme modellerine aktarılması, sistemin nesneleri daha gelişmiş biçimde sınıflandırmasına yönelik yeni bir alan oluşturuyor.
4D radar, LiDAR'ın yerini mi alacak?
Serinin önceki bölümünde FMCW LiDAR'ın yüksek hassasiyetli mesafe ve hız ölçümünden bahsetmiştik. Doğal olarak akıllara şu sorunun gelmesi doğal: Eğer 4D radar da yüksek çözünürlüklü nokta bulutu oluşturuyor ve doğrudan hız ölçebiliyorsa, LiDAR'a neden ihtiyaç var?
___HABERCOM_EMBED_0___
LiDAR, lazer ışığı kullanarak çevrenin çok ayrıntılı üç boyutlu geometrisini çıkarabiliyor. Radar ise özellikle hız ölçümü ve kötü hava koşullarında dayanıklılık açısından güçlü. Geleneksel sistemlerde bu nedenle iki sensör birbirinin alternatifi olmaktan çok tamamlayıcısı olarak kullanılıyordu.
Ancak görüntüleme radarlarının çözünürlüğü yükseldikçe iki teknoloji arasındaki sınırlar bulanıklaşmaya başladı. 4D radarın yüksek çözünürlük, uzun menzil ve doğrudan hız ölçümünü aynı sistemde sunabilmesi, bazı üreticilerin LiDAR kullanımını yeniden değerlendirmesine neden oluyor. Yine de katı hal LiDAR sistemleri yüksek çözünürlüklü çevre algısında kullanılmaya devam ediyor.
Daha düşük maliyetle otonom sürüş
Öte yandan bu alandaki ibrenin radarlar tarafına kaydığını da söylemek mümkün. Zira 4D radarın otomotiv açısından en önemli avantajlarından biri de maliyeti. Gelişmiş LiDAR’lar kadar maliyetli olmayan radarlar, daha küçük ve otomobile daha kolay entegre edilebiliyorlar. Radarın radyo dalgaları kullanması, sensörün tampon gibi belirli parçaların arkasına yerleştirilmesine de olanak tanıyor.
Ancak radarın da maliyetsiz bir çözüm olmadığı unutulmamalı. Anten sayısı ve işlem gücü arttıkça sistemin karmaşıklığı yükseliyor. Elektrikli araçlarda sensörlerin tampon arkasına yerleştirilmesi termal yönetimi de zorlaştırabiliyor. Ayrıca daha yoğun radar verisinin merkezi işlem mimarisine aktarılması, veri bant genişliği ve gecikme açısından yeni gereksinimler oluşturuyor.
Otonom araçların çevresini nasıl algıladığını anlamak için serinin başından bu yana farklı teknolojilere baktık. Her teknolojinin kendine özgü avantajları ve dezavantajları bulunuyor. Ancak en nihayetinde şu bir gerçek ki geleceğin otonom araçlarının tek bir “gözü” olmayacak. Kamera, LiDAR, LWIR, nöromorfik kamera ve 4D radar gibi farklı sensörler çevreyi kendi güçlü oldukları yöntemlerle algılayacak. Aracın asıl yeteneği ise bu farklı gözlerden gelen verileri aynı anda yorumlayabilmesinde yatacak.
Bu içerik, Otonom Taksi Teknolojileri serimizin bir parçasıdır.
Otonom araçlar karanlıkta nasıl görüyor? LWIR neden vazgeçilmez?
FMCW LiDAR nedir? Otonom araçların yeni nesil gözü