Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Öztürk, son 8 yılda gece aydınlatma seviyesinin yaklaşık 2 kat arttığına dikkat çekerek, bu durumu bir "endokrin kirletici" olarak tanımladı.
Işık Değil, "Endokrin Kirletici"
Aydınlatmanın artık sadece estetik bir tercih olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Öztürk, ışık kirliliğinin insan biyolojisi üzerindeki etkilerini şu sözlerle özetledi:
Sirkadiyen Ritim Bozukluğu: Vücudun biyolojik saati bozuluyor, uyku kalitesi düşüyor.
Hormonal Tahribat: Işık kirliliği artık bir hormon bozucu (endokrin kirletici) olarak kabul ediliyor.
Depresyon Riski: Gece saat 20.00'den sonra 4 saatten fazla mavi ışığa maruz kalan gençlerde depresyon riski ciddi oranda artıyor.
Gebelik Etkisi: Gece yüksek ışığa maruz kalmanın, hamilelerde doğum öncesi depresyonu tetiklediği bilimsel çalışmalarla destekleniyor.
Doğal Yaşam ve Çevre Tehlikede
Işık kirliliği sadece insanları değil, tüm ekosistemi ve gezegeni etkiliyor. Prof. Dr. Öztürk, aydınlatma için harcanan kontrolsüz enerjinin yüksek karbondioksit emisyonuna neden olduğunu belirtti.
"Gece karanlıkta avlanan hayvanlar, aşırı aydınlatma nedeniyle avlanma şansı bulamıyor. Bu durum bazı türlerin yok olma riskiyle karşı karşıya kalmasına yol açıyor."
"Yıldızlı Gecelerimizi Kaybettik"
Suni ışıkların gökyüzünü bir perde gibi kaplaması, bilimsel çalışmaları da sekteye uğratıyor. Şehirlerin büyümesiyle birlikte gözlemevlerinin işlevsizleştiğini belirten Öztürk, atmosferdeki parlaklık nedeniyle düşük ışıklı yıldızların artık görülemediğini ifade etti: "Son yıllarda yıldızlı gecelerimizi kaybettik diyebiliriz."
Ne Yapmalı?
Uzmanlar, özellikle akşam saatlerinde ekran kullanımının sınırlandırılmasını, iç mekanlarda sarı tonlu aydınlatmaların tercih edilmesini ve şehir planlamasında "ışık kirliliği" faktörünün göz önünde bulundurulmasını öneriyor.