Okan Bayülgen: Bu çocuklar dünyayı daha güzel bir yer haline filan getiremez

Pandemi döneminde pek çoğunun eli kolu bağlandı, iş yapamaz hale geldi. Okan Bayülgen ise aldı başını gidiyor, projeler zincirine durmadan yeni halkalar ekliyor. Ünlü televizyoncu yakında yine kendisinden beklenecek cesur bir formatla karşımıza çıkacak. Program gereği bir ünlü konuğuyla otelde geceleyecek, restoranda başlayan sohbetleri yatak odasında devam edecek. “Sofrada politika, yatakta itiraflar” konsepti için geri sayım sürerken kapısını çaldım… Söze işten güçten girdik cep telefonu sorunundan çıktık ve “umutsuzum” dediği Z kuşağına uzandık…
Takip et
Okan Bayülgen: Bu çocuklar dünyayı daha güzel bir yer haline filan getiremez
  • Yazdir
  • Arttir - Azalt
  • Yorum 0

Çok yönlülüğünüz herkesçe malum. Öğrendiğim kadarıyla yaptığınız işlere yeni başlıklar eklenmek üzereymiş. Bu kadar bölünmek normal mi?

– Bu bana pek garip gelmiyor da çevremde garip bir his uyandırıyor… Bir oyuncu, bir yönetmen ya da bir fotoğrafçı sonuçta kendi sanat kariyeriyle ilgilidir. Yani aynı zamanda bu işlerin sergileneceği yerlerin sahibi değildir. Ben hem oyuncuyum, hem tiyatrom var hem de tiyatro işlerinin yapıldığı kabareyi idare etmek zorundayım.

Televizyonu atlamayalım.

– Evet, “bir şov programı varsa o programın moderatörü de benim” gibi bir komikliği yaşıyorum. Bir yandan medyayla mütevazı bir ilişkim var. Bu sezon TV100 kanalında bir programım var. Ayrıca bu işi hibrit olarak sürdürmek için adım attım, dijital platforma da iş yapmaya başlıyorum.

Okan Bayülgen: Bu çocuklar dünyayı daha güzel bir yer haline filan getiremez

Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu

SOFRADA POLİTİKA, YATAKTA İTİRAFLAR…

Yine stüdyo, yine konuklar…

– Hayır. Adını Teoman’ın da izniyle onun “Renkli Rüyalar Oteli” şarkısından alan bir program. Çekimleri bu ay tamamlanacak. Otelde geçen, film havasında çekilen bir iş… Hatta Stanley Kubrick’in meşhur “Cinnet” filmine de atıflarda bulunuyoruz. Bir konuğum oluyor ve onunla bir gece otelde kalıyorum. Önce otelin restoranında yemek yiyip sohbet edeceğiz.

Devamını merak ettim…

– Yemekten sonra yatak odasına çıkacağız. Bir tür “sofrada politika, yatakta itiraflar” gibi yani… İki farklı aşaması var sohbetin. Birincisi şık ama politik, ikincisi samimi…

Yayın platformu belli mi?

– Evet, BluTV…

KADIN KONUKLAR ERKEKLERDEN DAHA GİZEMLİ

Konukları nasıl seçeceksiniz?

– Hafif konuklar olmamalı diye düşünüyorum. Tanınan ama aynı zamanda biraz da gizemli tipler. Tabii ki en gizemli olabilecek konuklar da kadınlar, erkekler değil.

Bir de belgesel varmış…

– Bir kahve belgeseli çektim, evet. O da sadece belgesel gibi değil, izlemeyi daha heyecanlı hale getirmek için doküdrama gibi bir şey yaptım. Sinema efektleri var yani içinde. Hiç uyuyamayan, sürekli kahve içen, sonra kafayı kahve çekirdeklerine takan bir adamın hikayesi gibi. O da yakında dijital platformda yayınlanacak, montajı filan bitti.

Herkes pandemide eli kolu bağlı otururken siz vites büyüttünüz, bravo…

– Pandemi koşulları sürekli değişiyor. Kabareyi ne zaman açacağımız, ne zaman tekrar turneye çıkacağımız ya da büyük bir prodüksiyon olan “Amadeus”un ne zaman tekrar başlayacağı meçhul sonuçta.

Kısıtlamaların kalkması sizi de direkt ilgilendiriyor…
– Tabii ki… Restoranların mart ayından itibaren açılabileceği konusunda ferahlatıcı açıklamalar yapıldı. Bu beni ilgilendiriyor çünkü Bodrum’da dükkanlarım var. Burada da kabare…

Mekanlarınız aylardır kapalı, çok zarar ettiniz mi bu süreçte?

– Zarar etmiyorum ama…

“Ama”sı ne?

– Tabii ki bütün mekanlar gibi ek çalışma ödeneği alıyoruz ama ek çalışma ödeneği ile bitmiyor. Neredeyse 50 kişilik bir çalışan grubu var ve bu grup ek çalışma ödeneği ile yetinemiyor. Dolayısıyla bunlardan sorumlusunuz. İstanbul’da sağ olsunlar mekan kirası almıyorlar ama aidatlar işlemeye devam ediyor. Böyle bir işletme, dipsiz bir kuyudur. Bu işe çok paranız gider. Bir süre sonra dükkanlar size çalışmaz, siz dükkanlara çalışır hale gelirsiniz. Bütün mekan sahipleri de bunu bilir.

Okan Bayülgen: Bu çocuklar dünyayı daha güzel bir yer haline filan getiremez

SİSTEM, ÇALIŞANLARI KÖLE HALİNE GETİRMEYE UĞRAŞIYOR

Dijital çağa geçiş dönemine denk geldik biz. Tam manasıyla efektif kullanamıyoruz interneti. Zamanla kuralları, sınırları belli olacaktır diye düşünüyorum. Mesela Avrupa’da belli saatten sonra çalışanların mail’lerine bakma zorunluluğu yok.

– Evet. Sistem de sorunlu çünkü çalışanlarını 24 saat köle haline getirmeye uğraşıyor. “Ben sana bir mail attım da sen ona niye geri dönmedin?” durumu… Ben birçok şirketin Zoom toplantılarına katılıyorum, online yayınlarına moderatör olarak ya da yönetici olarak giriyorum. Görüyorum ki evden bağlanan şirket çalışanlarının çoğu depresyonda, garip bir bölünmüşlük içindeler. O tiplerin çok mutsuz olduğunu, köle gibi çalıştırıldığını, 24 saat onlardan hizmet beklendiğini fark ediyorum. Acaba onca zaman sonra sokağa çıktıklarında ne olacak… Alışmakta bayağı güçlük çekecekler herhalde.

Öğrenciler için de geçerli bahsettiğiniz sıkıntılar…

– Kesinlikle… Online eğitimin çocuklarımıza, gençlerimize ne yaptığını belki daha sonra anlayacağız. Yaşlılar ve gençler klostrofobik bir durumda kaldı. Bunun terapisi nasıl yapılacak merak ediyorum.

“Yeni normal” sizin işlerinizi, kültür-sanat ve eğlence dünyasını nasıl şekillendirecek dersiniz?

– Sektörel olarak konuşursam, kendi yaptığım işten çok umutlu olduğumu söyleyebilirim. Çünkü pandemi sürecinde, çekilen sosyal açlık nedeniyle komşuluk ilişkileri gelişti, insanlar birbirleriyle daha çok iletişim kurmaya başladı. Aileler birbirini daha sık arayıp sorar oldu. Pandeminin böyle güzel kazanımları da var.

Bunun sizin sektörle ilgisi ne?

– İnsanlar aşıyla biraz rahatladıklarında, birbirlerine belki yine tereddütlü yaklaşacaklar ama mekanlar, toplanma alanları coşacak. O bakımdan bir girişimci olarak sektörün geleceğinden ümitliyim. Tüm dünya sanatçılar için güzel bir gelecek vaat ediyor. Çünkü entelektüel talep arttı.

Onun sonuca nasıl vardınız?

– Bu virüsle paranoid şekilde boğuşan insanlar, kitap okumayı, dijital platformlarından kitap dinlemeyi talep etmeye, donanımlarını artırmaya başladı.

Bu değişimin sebebi ne sizce?

– Eskiden tepeden tırnağa marka kıyafetler giymek, bir mekana girdiğinde kendine baktırmak filan havalıydı. Şimdi kimsenin o kıyafetleri göstereceği bir yer yok. Evde giyinip kuşanıp Instagram’a fotoğrafını koysa salak gibi görünecek. Dolayısıyla ya “Çok sağlıklıyım, güzelim, bak filan kasımı nasıl geliştirdim” gerizekalılığıyla bir şey iddia edebilir. Ya da “Bak ben şimdi nelerden konuşuyorum, nelerle uğraşıyorum” diyerek kendini nasıl geliştirdiğini ortaya koyar. Ara sıra bakıyorum, sabaha karşı dijital platformda kitap dinleyenlerin sayısı primetime’da bir haber kanalını izleyenleri kadar… Bu da bana ümit veriyor.

KEŞKE ŞU DEVİR TESLİM DAHA AKILLICA YAPILSAYDI
◊ Çocukların bu dijital sisteme kapılıp gitmelerinde ebeveynler ne derece suçlu?
– Çocuklarımıza yaptığımız en büyük kötülük, sırf okulundaki başka çocuklarda da var diye onları kişisel bilgisayar sahibi yapmak… Gelecekte iş dünyası, oturduğumuz bu evler, her şey onlara kalacak. Ama keşke şu devir teslim daha akıllıca yapılsaydı.

PANDEMİNİN MUTLULUĞA VURDUĞU EN BÜYÜK DARBE, BÜYÜKANNE VE DEDELERİ ÇOCUKLARDAN AYIRMAK

◊ Siz dört dörtlük, her şeyi bilen bir ebeveyn misiniz?
– Kızım 11 yaşında, bir ebeveyn olarak tüm konuları biliyor muyum, hayır tabii ki… Gerçi pandemide anne-babalar da çocuklarını tanıma fırsatı buldu. Eskiden okula sepetliyordun. Çocuklar eve kapanınca ebeveynler onlarla tanıştı. Ve bu süreçte büyük ebeveynler yanlarında yoktu. Çünkü anne-babalar “Kafamızı dinleyelim” diye büyük aileden çoktan uzaklaşmıştı. Hele hele pandemi ve sokağa çıkma yasağıyla büyük ebeveynler evlerinde daha da yalnız bırakıldı. Halbuki onların en büyük mutluluğu çocuklarıyla beraber olmaktır. Bence pandeminin mutluluğa vurduğu en büyük darbe, büyükanne ve dedeleri çocuklardan ayırmak.

ARTIK BELEDİYE BAŞKANLARI ÖN PLANDA

◊ Biraz da şu çok konuşulan programınız “Nokta”dan bahsedelim. Nereden çıktı bu iş?
– Kanal böyle bir format önerdi.
◊ “Nokta”da birçok belediye başkanı ağırladınız. Neden böyle bir tercih yaptınız?
– Onlar benim için önemli. Belediye başkanları Ankara’da, politika kulislerinde değil bizzat sokakta, halkla iç içe olan insanlar. Sel mi geldi, yangın mı çıktı, deprem mi oldu, şehri fare mi bastı, bütün bunlarla onlar ilgileniyor. Dolayısıyla yerel yönetimleri çok önemsiyorum. O nedenle onları ağırlamaya başladım.
◊ Siyaset dünyasından da konuklarınız oluyor. Siyasi kimliği olan biri için bu programa katılmanın herhangi bir avantajı var mı?
– Aslında benimki gibi programlar, bu politik kişiliklerin vatandaşla bir kere daha tanışmasını sağlıyor. Tabii ki ben sonuçta gösteri dünyasından gelen bir adamım, gazeteci ya da siyasetçi kimliğim yok. Dolayısıyla konuklarla siyasi tartışmaya girecek halim de yok. Katılan kişiyi daha çok nasıl tanıtabilirim, derdim bu…

Z KUŞAĞINDAN BU KADAR SÖZ EDİLMESİNİN SEBEBİ POLİTİK

◊ Z kuşağı…
– Kuşak tanımlamalarından hiç memnun değilim. X kuşağı, Y kuşağı, Z kuşağı… Son zamanlarda daha çok Z’den söz ediliyor. Bunun bir numaralı sebebi politik.
◊ Oy potansiyellerinden söz ediyorsunuz…
– Yani… Ülkemizde 2023 seçimlerinde Z kuşağı ilk defa oy kullanacak. Ve bu Z kuşağı politik olarak büyük bir potansiyel. Bütün dünya Z kuşağıyla bu yüzden ilgileniyor. “Bunlar oylarını kime verecek?” derdindeler.
◊ Bu ilk sebep dediniz. İkincisi ne?
– İkinci şey, çarkları çok hızla döndürmek zorunda kalan sistem… Üretim çok fazla, talep az… Hele hele pandemiyle beraber birçok ürüne talep daha da azaldı. Bunlara ürün satabilmek için ne yapıp ettiklerini çok iyi anlamaları gerekiyor. Bunun için ellerinde büyük bir imkan var gerçi; internette bıraktığımız izler. Bütün algoritmacılar bir araya gelerek bu izlere bakıyor.
Üçüncü sebep de bu çocukları nasıl çalıştıracağız? Tekrar ediyorum, üç şey var: Oylarını nasıl alacağız, bunlara nasıl ürün satacağız, bunları nasıl çalıştıracağız? Bu yüzden de bir Z kuşağı tanımlaması yapılmaya çalışılıyor.
◊ Yani?
– Bence asıl çirkin olan, durmadan “Gençlerden çok ümitliyiz, zehir gibi çocuklar geliyor.
Onlar dünyayı çok daha güzel bir yer haline getirecek” safsatasını tekrarlamak.
Bir kere bu çocuklar dünyayı daha güzel bir yer haline filan getiremez çünkü bizim çocuklarımız.
Biz getiremedik, onlar da getiremeyecek.
Onların arasından da bazı iyi tipler çıkacak, bazıları da hayatı daha berbat hale sokacak.
O kadar…

Benzer Haberler
Yorum Yap
Yorumlar (0)
Henuz hic yorum yapilmamis, ilk siz yapin.