Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocuklarla Anıları

Atatürk, ülkenin geleceğinin çocukların elinde olduğunun bilinciyle 23 Nisan 1929’da “Bu bayramı Türk çocuklarına armağan ediyorum.” diyerek TBMM’nin açılış sevincini çocuklarla paylaşmıştır. Atatürk’ün çocuklarla yaşadığı anılardan birkaç tanesini sizler için bir araya getirdik...
Takip et
Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocuklarla Anıları
  • Yazdir
  • Arttir - Azalt
  • Yorum 0

Atatürk, ülkenin geleceğinin çocukların elinde olduğunun bilinciyle 23 Nisan 1929’da “Bu bayramı Türk çocuklarına armağan ediyorum.” diyerek TBMM’nin açılış sevincini çocuklarla paylaşmıştır. Bu bayramı çocuklara armağan etmesiyle, dünyada başka hiçbir yerde bir eşi ve benzeri dahi bulunmayan eşsiz ve asil bir davranış örneği sergilemiştir.

ATATÜRK VE ÇOBAN ÇOCUK 

ATATÜRK, Antalya’ya gidiyordu. O sırada İtalyan diktatörü Musolini abuk sabuk nutuklarında, Türkiye’yi de hedef tutuyordu.

Yolda mola verildiği bir sırada, uzaktan bir Türkü sesi ATATÜRK’ün ilgisini çekmişti. Etrafı aradılar, Türküyü bir çoban söylüyordu. Çobanı getirmeleri için emir verdi, getirdiler. Çocuk yaşını henüz geçmiş bir genç çoban. ATATÜRK:

– Türküyü sen mi söylüyorsun? diye sordu. Çoban:

– Evet, deyince:

– Sesin çok güzel, okuman da fena değil. Burada da söyle de dinleyelim.

Genç çoban nazlanmadan, yadırgamadan başladı: (Demirciler demir döğer tunç olur…) Türkü bitmişti. ATATÜRK ellerini çırptı ve alkışladı ve yüksek sesle:

– Biis… biis, diye bağırdı.

Genç çoban bundan hiçbir şey anlamamıştı. ATATÜRK izah etti:

– Biis demek, beğendik, bir daha söyle, tekrar et demektir.
Çoban Türküyü tekrarladı. O zaman ATATÜRK, cebinden bir elli lira çıkardı çobana verdi. Çoban paraya baktı ve memnun bir tavırla:

– Biis… biis diye bağırdı.

ATATÜRK, bu zeki hareket ve cevap karşısında o kadar memnun oldu ki, bir elli liralık daha çıkarıp verdi ve yanındakilere:

– İmkân olsaydı da, Musolini şu sahneyi görseydi ve cevabı işitseydi, hangi millete nutuk söylediğini anlardı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocuklarla Anıları

ATATÜRK VE SABİHA GÖKÇEN

Baba Hafız Mustafa İzzet Bey, Abdülhamit döneminin sürgünlerinden biriydi. Bu sürgünle Bursaya yerleşen Mustafa İzzet Bey ve eşi Hayriye Hanım’ın burada doğan kızları Sabiha, erken yaşta anne ve babasını kaybetti. Abisi Neşet’in büyüttüğü Sabiha, “Büyük İnsan” dediği Atatürk’ün 1924’teki Bursa ziyaretinde yanına yaklaşmak istese de kalabalıkta bu amacına ulaşamamıştı. Sabiha, hemen ertesi yıl yeniden Bursa’yı ziyaret eden Atatürk’ün yanına nasıl yaklaşabileceğini düşünürken Ata’nın Hünkar Köşkü’nde kalacağını öğrenir. Hünkar Köşkü ile Küçük Sabiha’nın evinin arası çok yakındır. Bunu fırsat bilen Sabiha, protokol falan dinlemeksizin Köşk’ün bahçesine dalmaya çalışır. Bu sırada diğer manevi kızları olan Zehra ve Rukiye ile bahçede dolaşan Atatük, korumaların müdahale ettiği Sabiha’ya izin verilmesini ister. Korumalardan kurtulan küçük kız, soluğu Atatürk’ün yanında alır almasına ama nutku tutulmuştur adeta. Heyecandan dilini çözemeyen Sabiha’ya Atatürk yardım eder; “Niçin beni görmek istedin?” Ata’nın sorduğu soruyla okumak için yatılı okulda kalma istediğini dile getiren Sabiha, hiç beklemediği bir soruyla karşılaşır. Çünkü Atatürk ona, evladı olmak isteyip istemediğini sorar. Bu konuda tek başına cevap veremeyeceğini, abisinde danışması gerektiğini belirten küçük kızın heyecanına ortak olan Atatürk, abi Neşet’in yanına çağrılmasını ister ve Sabiha’yı yeniden görmek istediğini dile getirir.

O Sabiha büyür ve ard arda aldığı eğitimlerle  birçok harekat ve tatbikata katılarak koca bir ulusun gururu olan Dünya’nın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökcen olur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocuklarla Anıları

SANA HİÇKİMSE BENZEMEZ

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk çocukları çok sever, onlarla konuşmaktan büyük zevk duyardı. Bir çok çocukla yakından ilgilenmiş, onların iyi yetişmeleri için çalışmıştı. Ünlü yazar Ercüment Ekrem Talu, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk’le bir çocuk arasında geçen konuşmayı bir yazısında şöyle anlatıyor:

Bir sabah Çankaya sırtlarında beraberce gezmeye çıkmıştık. Gazi yanımıza sokulan bir çocuğu yakaladı. Çelik bakışlarıyla alemi etkileyen gözlerini onun yüzüne dikip gülümseyerek sordu:
—”Adın ne senin bakayım?”
—”Cemil.”
—”Çankaya’da mı oturuyorsun?”
—”Yok. Ayrancı’da.”
—”Mektebe gidiyor musun?”
Çocuk başını öne doğru hızla eğdi.
—”E… Ne okuyorsun mektepte?”
—”Her bir şeyi okuyoruz.”
—”Peki, ben kimim, Cemil?”
Çocuk zeki bakışlarını Ata’nın üzerinde gezdirdi.
— “Sen Gazi Paşa’sın.”
Ata gülümsedi.
—”Olmadı, Cemil. Ben Gazi Paşa değilim. Beni benzettin sen.”
—”Yok, benzetmedim. İyi biliyorum, sen Gazi Paşa’sın.”
—”Nereden biliyorsun?”
Çocuk kendinden emin bir tavırla: “Çünkü” dedi, “Sana hiç kimse benzemez.”
Çelik gözler bulutlandı. O eşsiz kafanın içinden kim bilir ne düşünceler geçti o anda!
—”Cemil, sen büyüdüğün zaman ne olacaksın?”
Cevap o ufacık ağızdan tereddütsüz çıktı:
—”Asker olacağım.”
—”Asker olup da ne yapacaksın?”
—”Düşman bu topraklara bir daha ayak basacak olursa onu buradan kovacağım.”
Gazi bir şey demedi. Küçücük Cemil’i kollarından tuttu, kaldırdı, alnına sıcak bir öpücük koydu.
Sonra onu oyuna iade edip de yoluna devam ederken bize döndü. Başlangıcı kendi zihninde kalan cümleyi bize hitap ederek tamamladı:
— “Evet… Öyledir. Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım, gözüm arkamda kalmayacak.”

Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocuklarla Anıları

SİZ TÜRK ÇOCUKLARI BENİM PARÇAMSINIZ

Atatürk bir ilkokula gitmişti. Her zaman olduğu gibi bütün çocuklar etrafını sardılar.Hepsi sevinç içinde onu alkışlıyordu. Yalnız küçük bir çocuk bir kenara çekilmiş, ilgisiz gibi duruyordu. Bu durum Atatürk’ün gözünden kaçmadı. Onu yanına çağırdı:

– Çocuğum, neden durgunsun? Bir derdin mi var? Hasta mısın? dedi. Çocuk cevap verdi:

– Bir şeyim yok efendim. Sonra arkasını döndü. Gözlerinden akan yaşları gizlice sildi. Atatürk bunun üzerine:

– Niçin ağlıyorsun yavrum? Sen ağlayınca ben üzülüyorum, dedi.

Küçük çocuk, o vakit yaşlı gözlerini Atatürk’e çevirdi:

– Atam, seni böyle yakından görmek isterdik. Geldin, gördük, sevindik. Ama artık sıramızı savdık. Bir daha seni ne vakit göreceğiz? Ona ağlıyorum. Atatürk, o vakit bütün çocuklara baktı:

– Beni her vakit görmek isterseniz, aynaya bakın. Siz Türk çocukları benim birer parçamsınız. Ben de sizin.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocuklarla Anıları

DÜNYANIN MERKEZİ ANKARA

Sırrı Akatay’ın ağzından anlatılıyor:

Atatürk ve Latife Hanım 30 Eylül 1924′te Pasinler’e geçerken Erzincan yolunda Aşkale’ye uğramışlardı. Ata’nın karşılanışında bazı konuşmalar yapılmış ve ilkokuldan da bana uzun bir kahramanlık şiiri okuma görevi vermişlerdi. Ben şiiri avazım çıktığı kadar bağıra bağıra ve yanlışsız ve duraklamadan okudum. Atatürk ve Latife Hanım şiirimi sonuna kadar dinlediler.

Şiirim bitince Atatürk beni yanına çağırdı ve bana, “Şiiri çok güzel okudun, aferin sana, senin adın ne bakayım?” diye sordu. Ben de “Sırrı efendim” diye bağırdım. Bunun üzerine Atatürk, “Şimdi sana bir sual soracağım, bakalım bunu bilebilecek misin?” dedi. ”Sorun efendim” dedim. ”Dünyanın ortası neresidir?” dedi.

O zamanlar hep Ankara’dan ve Atatürk’ten konuşulurdu. Ankara’da şu olmuş, Ankara’da şu kararlar alınmış, Ankara’ya şu devlet büyükleri gelmiş. Her şeyde, her konuşmada Ankara geçerdi. Bizlerin de Ankara’dan başka duyduğu bir şey yoktu. Hocalar da hep, “Bizim merkezimiz Ankara, her şey Ankara’dan idare ediliyor.” dediklerinden, hiç tereddüt etmeden bütün gücümle “Ankara!” diye bağırdım. Atatürk bu cevaptan pek mutlu olmuş ve Latife Hanım’la beraber katıla katıla gülmüşlerdi.

ATATÜRK’ÜM SENİ ÖPMEK İSTİYORUM

Atatürk bir gün çocuk balosuna gider. Ortalıkta bir şaşkınlık havası doğar. Küçük bir çocuk salonun orta yerinde kalır. Bu yavru hayranlıkla bir süre Atatürk’e baktıktan sonra: “Atatürk’üm, seni öpmek istiyorum” der. Ortalığa bir sessizlik dalgası yayılır. Bu derin sessizliği Atatürk’ün sesi bozar “Öyleyse, gel öp” der. Çocuk koşarak Atatürk’ün boynuna sarılır. O sırada diğer çocuklar da, “Biz de.. Biz de..” diye bağırırlar. Böylece tüm çocuklar Ata’yı doya doya öperler. Bu görüntü çoğu kişiyi ağlatır. Büyük Atatürk’te ağlar. Evet, Türk çocuklarının bu engin sevgisi için ağlar. Hem de sevinç gözyaşlarını dökerek. O gün çevresindekilere övünçle, “İşte benim kuşaklarım” der.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocuklarla Anıları

ATATÜRK VE ALTAN

Çankaya Köşkü’nün kent merkezine uzandığı yolda yaşanan bu hikayenin başat isimlerinden biri Kadri Bey’in oğlu Altan’dır. Sahi, kimdir bu Kadri Bey ve oğlu?

Sunay Akın’dan masal tadından dinlediğimiz bu hatırada geçen Kadri Bey, Birinci Dünya Savaşı sırasında Medine’yi İngiliz kuvvetlere karşı uzun bir süre savunan Fahrettin Paşa’nın şifre subayıdır.

Tarihler 1929’u gösterdiğinde Erzurum’da doğan Kadri Bey’in oğlu Altan henüz 8 yaşındayken Ankara’da arkadaşı Saffet ile buluşup Atatürk’ün geçtiği ve Çankaya Köşkü’nün kent merkezine uzandığı yolu gören tepede durup onun geçmesini beklerler. Ve her sabah oradan geçen Atatürk’ü kafalarıyla selamlarlar.

Bir gün hasta olduğu için Saffet olmadan yola düşen Altan, Ata’sını selamlamak üzere tepeye tek başına çıkar. Atatürk ise yine vatandaşların sorunlarını dinleyerek o yoldan yürür. Bir anda duraklayan Atatürk, kafasını kaldırır ve tek başına tepede bekleyen Altan’a seslenir: “Çocuk! Bugün yalnızsın. Sarı yok mu sarı?”

Soru karşısında şaşkına dönen küçük çocuk birkaç saniye içinde toparlanır ve Ata’ya cevap verir: “Bugün hasta Paşa’m. Yarın…”

Atatürk, her sabah kendisini selamlamak üzere o tepeye çıkıp kafalarını eğerek selam veren iki çocuktan haberdardır. Onlar fark etmese de.

O “Küçük Altan”, Türkiye’nin büyük karikatür ustalarından ve tiyatro sanatçılarından Altan Erbulak olur ve sayısız çocuk oyununda sahne tozunu yutar. Bu hikaye de onun unutamayacağı anılardan biri olarak kalır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocuklarla Anıları

AMERİKALI ÇOCUKTAN ATATÜRK’E MEKTUP

Bir ulusun özgürlüğünü kazanıp modernleşmesini sağlamak için varını yoğunu ortaya koyan Atatürk, Cumhuriyet’i ilan etmesinden kısa bir süre sonra eline geçen bir mektubu okurken gülümsemekle birlikte duygulanır. Gazi’yi duygulandıran bu satırlar, Amerika’da yaşayan 10 yaşındaki bir çocuğun kaleminden çıkmıştı. Mektupta, “Sayın Efendim” diye bahsettiği Atatürk’e seslenen küçük çocuk, bir röportaj sayesinde Mustafa Kemal ve hükümete ilgi duyduğunu belirtiyordu. Mektupta yer alan diğer ifadeler ise, “Türkiye hakkında bir defterim var ve şimdiden siz ve Bayan Kemal (Latife Hanım) hakkında birçok yazı ve resim topladım. Lütfen bir Amerikalı çocuğa bir küçük not ve bir imzalı fotoğrafınızı gönderin…”

Bir gün, Türkiye’yi görebileceğimi umut ediyorum. Saygılarımla, Curtis LaFrance”.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocuklarla Anıları

Atatürk’ün küçük çocuğa cevaben yazdığı mektup

Atatürk, çocukBöylesine masumane bir ricayı görmezden gelemeyen Atatürk, hemen bir kağıt ve kalem isteyerek çocuk için şu ifadeleri işler mektuba; “Mektubunuzu aldım. Türk vatanı hakkındaki alaka ve temenniyatınıza teşekkür ederim. Arzunuz veçhile bir adet fotoğrafımı leffen gönderiyorum…

Amerika’nın zeki ve çalışkan çocuklarına yegane tavsiyem; Türkler hakkında her işittiklerine hakikat nazariyle bakmayıp kanıtlarını mutlaka ilmi ve esaslı tetkikata istinat ettirmeğe bilhassa atfı ehemmiyet eylemeleridir…

“Hayatta naili muvaffakiyet ve saadet olmanızı temenni ederim.

Türkiye Reisicumhuru Gazi Mustafa Kemal”

Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocuklarla Anıları

Benzer Haberler
Yorum Yap
Yorumlar (0)
Henuz hic yorum yapilmamis, ilk siz yapin.