Kedilerin Babası olarak bilinen Ebû Hureyre (r.a.) kimdir?

Sahipsiz kedi yavrularını besleyip büyütmesinden dolayı Kedicik babası anlamına gelen Ebu Hureyre ismiyle anılan Ebû Hüreyre Abdurrahmân bin Sahr ed-Devsî 628 yılında Muhammed'in Hayber'de bulunduğu sırada yanına gelerek Müslüman oldu. Kuşatmadaki Hayber fethine ve daha sonra yapılan savaşların hepsine katıldı. Peki Ebû Hureyre'nin çok hadis rivayet etmesinin nedenleri nelerdir? Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) kendisine 'kedicik babası' diye seslendiği, Mescid-i Nebevî’nin sofasında yatıp kalkan ve kendilerine Ashâb-ı Suffe denen fakir müslümanlardan olan Ebû Hüreyre'nin hayat hikâyesi...

Ebu Hureyre (Arapça: أبو هريرة‎ ‎; ö. 678, Medine), (Ebû Hüreyre Abdurrahmân bin Sahr ed-Devsî) Yemen asıllı sahabe. Gerçek adı bilinmemekle birlikte Müslüman olmadan önceki adının Abdüamr, Sükeyn, Abdüşşems olduğu yönünde farklı rivayetler vardır. Sahipsiz kedi yavrularını besleyip büyütmesinden dolayı Kedicik babası anlamına gelen Ebu Hureyre ismiyle anılırdı.

Ebû Hureyre’nin -radıyallahu anh- Müslüman olmadan önceki adı Abdüşems idi. Müslüman olduktan sonra Abdurrahman adını aldı.

Bir gün elbisesinin içinde bir kedi götürüyordu. Kendisini gören Resûl- i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“O nedir?” diye sordu. Ebû Hureyre -radıyallahu anh-:

“Kedi” diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ona “Kedicik babası” anlamında: Ebû Hureyre!” diye takıldı. O günden sonra bu künye ile tanındı ve asıl adı unutuldu. Kendisine Resûl-i Ekrem’in verdiği bu künye ile hitâp edilmesinden pek hoşlanırdı.

EBU HUREYRE’NİN (R.A.) MÜSLÜMAN OLMASI

Ebû Hureyre -radıyallahu anh- hicretin yedinci yılında Müslüman oldu. Mescid-i Nebevî’nin sofasında yatıp kalkan ve kendilerine Ashâb-ı Suffe denen fakir Müslümanlardan biriydi. Gece gündüz Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den ayrılmaz, ondan duyduğu hadisleri öğrenmeye çalışırdı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hayatının son üç senesinde bizzat kendisinden ve diğer büyük sahâbîlerden duyduğu mükerrerleriyle birlikte 5374 hadîs-i şerîf rivayet etmiştir. Böylece ashâb-ı kirâmdan en çok hadis rivayet eden o olmuştur. Rivayetlerinin 609 tanesi hem Buhârî’ nin, hem de Müslim’in Sahîh’lerinde bulunmaktadır.

Kendisine pek çok hadis rivayet ettiğini söyleyenlere:

“Muhâcirînden olan kardeşlerimizi ticaretleri ve çarşılarda olan alışverişleri, ensardan olan kardeşlerimizi ziraatları ve hurmalıkları meşgul ederdi. Ben ise karın tokluğuna Hz. Peygamber’den -sallallahu aleyhi ve sellem- ayrılmaz, onların bulunmadıkları zamanlarda Resûlullah’ın -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında bulunur ve onların ezberlemediklerini ezberlerdim.” cevabını vermiştir.

Ebû Hüreyre’den -radıyallahu anh- 800’den fazla sahâbî ve tâbiî hadis rivayet etmiştir.

Hz. Ömer’in -radıyallahu anh- hilâfeti zamanında bir müddet Bahreyn valiliği yapmış, sonra da hiçbir idârî görev kabul etmeyerek Medîne-i Münevvere’de yaşamıştır.

EBU HUREYRE (R.A.) NE ZAMAN VEFAT ETTİ?

Ebû Hureyre -radıyallahu anh- hayatının son dönemlerinde Medine’den ayrılarak yakın mesafede bulunan Zülhuleyfe’deki veya Akīk’taki evine çekildi. Vefatından bir süre önce hastalandı ve 678 yılında (h. 58) 78 yaşlarında iken vefat etti.

EBU HUREYRE’NİN (R.A.) KABRİ NEREDE?

Cenazesi Medine’ye getirilerek Cennetü’l Baki defnedildi.

GECE GÜNDÜZ PEYGAMBERİMİZ’DEN AYRILMAZDI

Ebû Hüreyre hicretin yedinci yılında müslüman oldu. Mescid-i Nebevî’nin sofasında yatıp kalkan ve kendilerine Ashâb-ı Suffe denen fakir müslümanlardan biriydi. Gece gündüz Peygamber Efendimiz’den ayrılmaz, ondan duyduğu hadisleri öğrenmeye çalışırdı. Peygamber Efendimiz’in hayatının son üç senesinde bizzat kendisinden ve diğer büyük sahâbîlerden duyduğu mükerrerleriyle birlikte 5374 hadîs-i şerîf rivayet etmiştir. Böylece ashâb-ı kirâmdan en çok hadis rivayet eden o olmuştur. Rivayetlerinin 609 tanesi hem Buhârî’ nin, hem de Müslim’in Sahîh’lerinde bulunmaktadır.

MEDİNE’DE YAŞADI

Ebû Hüreyre’den 800’den fazla sahâbî ve tâbiî hadis rivayet etmiştir.

Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında bir müddet Bahreyn valiliği yapmış, sonra da hiçbir idârî görev kabul etmeyerek Medîne-i Münevvere’de yaşamıştır. Hicretin 59. yılında Medine’de 78 yaşında iken Allah’ın rahmetine kavuşmuştur.

DEVLET ADAMLIĞI

Halife Ömer tarafından görev yaptığı Bahreyn’e iki defa vali olarak tayin edildi. Ebu Hüreyre valilikten ayrılarak Medine’ye döndüğü zaman Halife tarafından hakkında tahkikat yapılmıştır. Bazı rivayetlere göre Ömer tarafından hakkında ithamlarda bulunulduğu ve bunun sonucunda onun malının yarısına veya tamamına el koyduğu ileri sürülmektedir. Ancak daha sonra Ebu Hüreyre’nin dürüstlüğü ortaya çıkmasıyla Halife Ömer onu tekrar vali tayin etmek istemiş, ancak Ebu Hüreyre bir daha görev kabul etmemiştir. Osman’ın hilafetini destekleyen Ebu Hüreyre, Halife Ali ile Muaviye arasında çıkan mücadele de hiçbir tarafı desteklemedi. Ebu Hüreyre’nin Muaviye döneminde zaman zaman Medine valiliği ya da vali Mervân’ın bulunmadığı dönemlerde vekil olarak Medine valiliği yaptığı ifade edilmektedir.

Çok hadis rivayet etmesinin sebeplerinden bazıları

1- Peygamber efendimiz ile gece gündüz beraber olmuştur. (Çok hadis rivayet etmemin sebebi şudur: Muhacirler, alışverişle, ensar da, kendi mal ve mülkleriyle uğraşırken, ben Resulullahın meclislerindeydim) demiştir. (Buhari, Müslim)

2- İlme çok tutkundu. Resulullah efendimiz, (İçinizden hanginiz elbisesini çıkarıp yere yayar? Bazı şeyler söyleyeceğim. Sonra elbisesini toplayıp, katlasın, sözlerimi hiç unutmaz) buyurunca, Paltosunu çıkarıp yaydı. Resulullah dua etti. Kendisi, (Paltomu giydikten sonra, işittiğim hiçbir şeyi unutmadım) dedi. (Buhari)

Hakim Nişaburi, şunu haber vermektedir:
Bir zat, Zeyd bin Sabit’e bir mesele sordu. O da Ebu Hüreyre’ye gitmesini söyledi ve dedi ki: Bir gün ben, Ebu Hüreyre ve bir arkadaşla mescitte oturuyorduk. O sırada Resulullah geldi, yanımıza oturup, (Hepiniz Allah’tan bir dilekte bulunsun) buyurdu. Ben ve arkadaşım, Ebu Hüreyre’den önce dua ettik, Resulullah da, bizim duamıza âmin dedi. Sıra Ebu Hüreyre’ye gelince, (Ya Rabbi, senden iki arkadaşımın isteği ile unutulmayan bir ilim dilerim) dedi. Resulullah efendimiz bu duaya da âmin dedi. Biz de, (Ya Resulallah, biz de, Allah’tan, unutulmayan bir ilim isteriz) dedik. Bize, (Devsli genç [Ebu Hüreyre] sizden önce davrandı) buyurdu. (Müstedrek III, 508, Nesai, III, 440)

Kendisi anlatır:
(Ya Resulallah, kıyamette senin şefaatine nail olacak en mesut kişi kim?) dedim. Bana, (Ya Eba Hüreyre, senin hadislerime olan sevginin çokluğunu bildiğim için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamette şefaatime nail olacak en mesut kişi, La ilahe illallah diyen Müslümandır) buyurdu. (Buhari)

3- Resulullah efendimizden naklettiği hadisleri halka öğretmeyi, ilmi gizlemenin günahından kurtulmak için, kendine vazife kabul ediyordu. (Buhari)

Sahabe içinde hadisi en iyi bilen, hadis alma ve rivayet etmede diğerlerinden daha üstün bir duruma gelmişti. İbni Ömer, onun cenaze namazında, (Resulullahın hadisini muhafaza eden) diyerek onu övmüştür. Ayrıca, (Ebu Hüreyre, Resulullahın sohbetine en fazla devam eden ve onun hadislerini en iyi ezberleyen zattır) derdi. (Tirmizi)

Yine kendisi anlatır:
Bekara 159, Al-i İmran 187. âyetleri olmasa idi, hiç hadis rivayet etmezdim. (Buhari)

Bu iki âyet-i kerimenin mealleri şöyledir:
(İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bekara 159]

(Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alışveriş ne kadar kötü!) [Al-i İmran 187]

Üç hadis-i şerif meali:
(İlmini gizleyen, hazineyi gömüp, kimseye yardım etmeyene benzer.) [Taberani]

(İlmini gizleyene, denizdeki balıklardan, gökteki kuşlara kadar her şey lanet eder.) [Darimi]

(İlmini gizleyen kimseye, kıyamette ateşten gem vurulur.) [İbni Mace, Taberani]

İşte bu sebeplerden dolayı, Hazret-i Ebu Hüreyre, ilmini gizlemeyip, yaymıştır.

Müslüman olmadan önceki adı Abdüşems idi. Müslüman olduktan sonra Abdurrahman adını aldı. Birgün elbisesinin içinde bir kedi götürüyordu. Kendisini gören Resûl- i Ekrem Efendimiz:
– O nedir? diye sordu. Ebû Hüreyre:
– Kedi, diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ona “Kedicik babası” anlamında:
– Ebû Hüreyre! diye takıldı. O günden sonra bu künye ile tanındı ve asıl adı unutuldu. Kendisine Resûl-i Ekrem’in verdiği bu künye ile hitâp edilmesinden pek hoşlanırdı.

Biri Ebû Hureyre’ye ( radıyallahü anh ) ilim öğrenmek isterim, fakat sonra kaybederim diye korkuyorum demesi üzerine; Ebû Hureyre, “Asıl ilmi kaybetmek bu düşünce ile onu öğrenmemektir.” diye cevab verdiler. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) buyurdu ki:

“Kıyâmet günü, Allahü teâlânın huzûrunda kıymetli olanlar verâ ve zühd sahibleridir.”

“Kur’ân-ı kerîm okunan eve bereket, iyilik gelir. Melekler oraya toplanır. Şeytanlar oradan kaçar.”

“Kıyâmet günü kul Allahü teâlânın huzûruna getirildiğinde, Cenab-ı Hak ona: “Ey kulum, sen benim için dostlarımı sevdin mi? Tâ ki ben de o dostlarım için seni seveyim.” buyuracak.

Ebû Hureyre’nin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bir kısmı şunlardır

“Bir kimse bir mü’minin dünyâ üzüntülerini giderip ferahlandırırsa, Allah da kıyâmet günü onun üzüntülerinden birini giderir.”

“Her kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünyâ ve âhirette onun ayıbını örter.”

“Her kim eli dar olan borçluya kolaylık gösterirse, Allah da dünyâ ve âhirette ona kolaylık gösterir.”
“Bir kul din kardeşine yardımda bulundukça, Allah da ona yardım eder.”

“Bir kimse ilim tahsili için yola çıkarsa, bundan dolayı Allah ona Cennet yolunu kolaylaştırır.”

“Herhangi bir cemaat câmilerden birinde toplanıp, Kur’ân-ı kerîm okur, onların üzerine sükunet nâzil olup, onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır. Cenabı Hak da onları, nezdinde olan melekler ve peygamberlerle zikreder.”

“Ameli kendisini geride bırakan kimseyi, nesebi ileri götüremez.”

Ömrünü Hadîs İlmine Adaması

Ebû Hureyre (r.a.), uzun süren ömrünü hadîs tahammül ve rivayetine adamış, gecesini gündüzünü sırf hadîsleri öğrenme ve öğretmeye hasretmiştir. Sahabenin bir araya geldikleri cuma günlerinde Mescid-i Nebevî’nin bir kenarına çekilerek hadîs rivayet eder, pek çok insan da onu can kulağıyla dinlerdi. Bu aynı zamanda onun hadîste otorite olarak kabul edildiğinin de bir işaretidir. Ebû Hureyre’den (r.a.) menkul hadîslerin böyle geniş bir kesime hitap etmesi dolayısıyladır ki, sahabe ve tâbiûndan 800 civarında ravi ondan hadîs rivayet etmiştir. (İbn Hacer, İsâbe,7/202)

Ebû Hureyre (r.a.) bütün mesaisini ilme harcarken, Hz. Peygamber’e (s.a.s.) daha yakın ve onunla daha fazla sohbet etmiş olan Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a.) gibi seçkin sahabiler, devletin idarî yapılanması ve fütuhât işleriyle uğraşmaktan hadîs rivayetine ayıracak zaman bulamamışlardır. Buna bakarak, sahabenin kendi aralarında belli bir iş bölümü yaptıklarını söyleyebiliriz. Nitekim Ebû Hureyre (r.a.) gibi, Abdullah b. Ömer, Ebû Saîd el-Hudrî, Abdullah b. Mes’ûd (r.anhum) gibi sahabilerin isimleri daha ziyade ilmî sahada öne çıkarken; rivayetleri az olan Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Hâlid b. el-Velîd (r.anhum) gibi sahabiler ise, askerî sahada vazife almışlar ve bu alanda saygınlık kazanmışlardır. (M. Accâc el-Hatîb, Ebû Hureyre Râviyetü’l-İslâm, s.263) Bu iş bölümü dolayısıyladır ki, Muaz b. Cebel, ilim öğrenmek isteyenlere Ebu’d-Derdâ, Selmân-ı Fârisî, İbn Mes’ûd ve Abdullah b. Selâm’ı (r.anhum) tavsiye etmiştir. (Hâkim, Müstedrek, I/98)

Hz. Ebû Hureyre’nin çok hadîs rivayet etmesine rağmen, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer gibi Allah Resûlü’nü (s.a.s.) yakından takip eden bazı büyük sahabilerin niçin daha az hadîs rivayet ettikleriyle ilgili bir soruya Bediüzzaman Hazretleri de şöyle bir cevap vermiştir:

“Nasıl ki insan, bir ilâca muhtaç olsa, bir tabibe gider; hendese için mühendise gider, mühendisten nakleder; mes’ele-i şer’iyye, müftüden haber alınır ve hâkeza… Öyle de, Sahâbe içinde ehadîs-i Nebeviyyeyi gelecek asırlara ders vermek için, ulemâ-i Sahâbeden bir kısım, ona manen muvazzaf idiler. Bütün kuvvetleriyle ona çalışıyorlardı. Evet, Hazret-i Ebû Hureyre bütün hayatını, hadîsin hıfzına vermiş; Hazret-i Ömer, siyaset âlemiyle ve hilâfet-i kübrâ ile meşgul imiş. Onun için, ehâdîsi ümmete ders vermek için, Ebu Hureyre ve Enes ve Câbir gibi zâtlara itimad edip; ondan, rivayeti az ederdi.” (Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s.132)

ÖZETLE…

Hz. Ebû Hureyre, h. 7. yılda Medine’ye gelip Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sohbetiyle müşerref olduktan sonra, Mescid-i Nebevî’nin bir kenarında ilim ve irfanla meşgul olan Ashab-ı Suffa’ya katılmış ve Allah Resûlü’nün (s.a.s.) yanından bir an olsun ayrılmamıştır. Her nereye gitmişse O’nu (s.a.s.) takip etmiş, hizmetine amâde olmuştur. Gerektiğinde hane-i saadetlerinde bile O’na (s.a.s.) hizmetten geri kalmamıştır. Kâh bineğinin dizginlerini tutmuş, kâh taş taşımış, kâh su getirmiş ve böylelikle Efendimiz’in (s.a.s.) sevgisini kazanmıştı. Bu muhabbet, onun hadîslere karşı iştiyakını artırmış ve hadîse ulaşmak için her türlü fedakârlığı göze almıştır.

Ebû Hureyre (r.a.), Allah Resûlü’nün işaretiyle üstlendiği bu mukaddes vazifeyi layıkıyla yerine getirmiş ve muvaffakiyetle neticelendirmiştir. Allah Resulü’nün (s.a.s.) ‘Gökteki yıldızlar’ diye vasıflandırdığı o kutlu insanlar arasında, hadîste önemli konuma sahip olması dolayısıyla Ebû Hureyre’nin (r.a.) hususi bir yeri vardır. Resûlüllah’a (s.a.s.) olan bağlılığı ve hizmet aşkını, ömrünü hadîs ilmine adamasıyla göstermiştir. O, hayatını ortaya koyduğu bu hizmet anlayışıyla, ilimle uğraşan günümüz insanlarına da, gökteki yıldız misâli kılavuzluk etmiştir. İlim uğruna gecesini gündüzüne katmış, sıkıntı ve zorluklara sabırla tahammül göstermiştir. O, bu samimi gayretiyle Allah Resûlü’nün (s.a.s.) hususî teveccühüne ve duasına mazhar olmuş ve bu sayede unutulmayacak derya gibi bir ilime kavuşmuştur.

Ebû Hureyre’nin (r.a.), Allah Resûlü’nün (s.a.s.) hadîslerine karşı gösterdiği bu aşkın merak ve iştiyakı, bazı sahabilerin hayretini mûcip kılmış ve bu durum, bazen izahı gerektiren itirazların yöneltilmesine sebebiyet vermiştir. O, kendisine yöneltilen bu itirazlara kendinden son derece emin bir şekilde

“Sizler bağınızda bahçenizde, çarşı-pazarınızda dünyanızla meşgul olurken, bu fakîr karın tokluğuna Allah Resûlü’nün yanından hiç ayrılmamış, O’nu (s.a.s.) adım adım izlemeyi mukaddes bir vazife bilmiştir.”

diye cevaplamıştır. Bu sözler, Ebû Hureyre’nin (r.a.) üstlendiği bu hususî vazifeye olan sadakatini göstermesi bakımından oldukça mânidardır. Ruhu şâd, mekanı cennet olsun! Allah bizleri şefaatine nâil eylesin!

Sungur videosu yayınlandı, teröristlerin korkulu rüyası olacak!

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı