Üşümezsoy'dan Marmara Depremi Açıklaması: "7,4'lük Senaryo Gerçeği Yansıtmıyor"
Yıllardır tartışılan 7,4 büyüklüğündeki deprem beklentisine karşı çıkan Jeolog Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, özellikle Adalar Fayı üzerine kurulan senaryoların bilimsel temolden uzak olduğunu savundu.

Marmara Denizi'nde Adalar açıkları, Tuzla ve Çınarcık çevrelerinde art arda yaşanan sarsıntılar bölgedeki deprem riskini yeniden gündeme taşırken, Jeolog Prof. Dr. Şener Üşümezsoy'dan dikkat çeken bir değerlendirme geldi.
Yıllardır tartışılan 7,4 büyüklüğündeki deprem beklentisine karşı çıkan Üşümezsoy, özellikle Adalar Fayı üzerine kurulan senaryoların bilimsel temolden uzak olduğunu savundu.
"30 Yıl Doluyor" Söylemine Tepki
17 Ağustos 1999 depreminin ardından Adalar Fayı için "30 yıl içinde 7,4 büyüklüğünde deprem olacak" şeklinde iddialar ortaya atıldığını hatırlatan Üşümezsoy, aradan geçen 27 yıllık sürede beklenen hareketliliğin görülmediğine dikkat çekti. Marmara'daki fay yapısının tek parça halinde ele alınmasının kamuoyunda gereksiz bir endişe yarattığını ifade eden uzman isim, fay hatlarının geçmiş kırılmalar ve güncel stres dağılımı dikkate alınarak ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Üşümezsoy'un açıklamalarında altını çizdiği başlıca noktalar şunlar:
Adalar Fayı: Adaların kuzeyinde ve güneyinde görülen bazı sarsıntıların Adalar Fayı'yla ilişkilendirildiğini ancak kuzey-güney doğrultulu bu ikincil fayların ana stres biriktiren yapılar olmadığını belirtti.
Silivri ve Kumburgaz Hattı: Orta Marmara'daki fay yapısının iki parçalı olduğunu savunan Üşümezsoy, daha önceki Silivri-Kumburgaz tahminlerinin kendi tezleriyle uyumlu olduğunu yineledi.
Avcılar ve Orta Sırt: Avcılar karşısındaki "Orta Sırt" bölgesinde aktif bir fay bulunmadığını, uluslararası bazı çalışmaların aksine bu bölgede büyük deprem riski görmediğini ifade etti.
Üşümezsoy'a göre asıl stres birikimi Adalar'da değil, Yalova-Çınarcık hattı ve Çınarcık'ın güney kanadındaki faylarda gerçekleşiyor.
1894'te Çınarcık Çukuru'nun güney kenarındaki fayın, 1912'de ise batıdaki segmentlerin kırıldığını hatırlatan Üşümezsoy, 1912 kırığında yer alan yavaş hareketin (krip) stresi bir miktar azalttığını savundu.
