NATO ekseninde şekillenen küresel güvenlik dengesi, son yıllarda peş peşe yaşanan savaşlarla köklü biçimde değişti. Önce Rusya-Ukrayna Savaşı, ardından İran ile İsrail arasındaki gerilim ve ABD’nin bölgedeki doğrudan angajmanları, Avrupa’nın uzun süredir alışık olduğu güvenlik konforunu sarstı.
Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası refah odaklı politikalar izleyen kıta ülkeleri, savunma reflekslerini güçlendirme konusunda gecikmiş görünüyor.
Ortak Savunma Projelerinde Çatlaklar
Avrupa’nın son yıllarda milyarlarca euroluk bütçelerle geliştirdiği ortak savunma sanayii projeleri ciddi darboğazlardan geçiyor. Özellikle Almanya ve Fransa arasında yürütülen yeni nesil savaş uçağı girişimindeki anlaşmazlıklar, kıtanın ortak hareket etme kapasitesini sorgulatıyor.
Benzer şekilde Almanya’nın Hollanda ile planladığı savaş gemisi tedarik programında yaşanan aksaklıklar da bu tabloyu güçlendiriyor.
Bu projeler yalnızca teknoloji değil, aynı zamanda siyasi uyum gerektiriyor. Ancak Avrupa Birliği içinde yükselen milliyetçi siyaset ve artan görüş ayrılıkları, ortak savunma vizyonunu zayıflatıyor.
6. Nesil Hedefi Var, Ancak Zaman Yok
Avrupa’nın gelecek planlarında 6. nesil savaş uçakları kritik rol oynuyor. Bu platformların yapay zeka destekli, ağ merkezli harp sistemlerine entegre olması ve insansız hava araçlarıyla birlikte görev yapması bekleniyor. Ancak bu seviyedeki bir savaş uçağının geliştirilmesi uzun yıllar alıyor.
Sorun tam da burada başlıyor: Avrupa’nın güvenlik tehdidi algısı artık geleceğe değil bugüne odaklanmış durumda. Kapıya dayanan riskler karşısında 10-15 yıllık geliştirme süreçleri lüks olarak görülüyor.
F-35 Seçeneği Neden Tartışmalı?
Bugün NATO içinde 5. nesil savaş uçağı operasyonel seviyeye taşıyabilen yalnızca iki ülke bulunuyor: Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye. ABD’nin Lockheed Martin F-35 Lightning II programı teorik olarak Avrupa için çözüm olabilir.
Ancak yüksek işletme maliyetleri, bakım bağımlılığı ve yazılım güncellemelerindeki sorunlar, birçok ülkenin bu platforma temkinli yaklaşmasına yol açtı.
Bu nedenle Avrupa, kısa vadede hem modern hem de daha esnek çözümler arıyor.
Türkiye ve KAAN Faktörü
Bu noktada TAI KAAN öne çıkıyor. Türkiye’nin kendi imkanlarıyla geliştirdiği 5. nesil savaş uçağı KAAN, ilk uçuşunu gerçekleştirerek önemli bir eşiği geride bıraktı. Platformun tam operasyonel hale gelmesi için 2030 sonrası hedefleniyor.
KAAN’ın en dikkat çekici avantajlarından biri modüler yapısı. Yani farklı ülkelerin kendi radar, sensör ve görev bilgisayarlarıyla entegre edilebilme ihtimali, onu uluslararası pazar için cazip hale getiriyor.
HÜRJET Modeli Avrupa İçin Referans Olabilir
Benzer bir esneklik daha önce TAI HÜRJET ile görüldü. İspanya, kendi sistemlerini entegre ederek HÜRJET’i hava kuvvetlerine adapte etmeye hazırlanıyor. Bu modelin KAAN için de uygulanması halinde Avrupa ülkeleri, yeni nesil uçaklarını beklerken güçlü bir geçiş çözümüne sahip olabilir.
NATO Zirvesinde Gündem KAAN Olabilir
Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO Zirvesi, yalnızca güvenlik politikaları açısından değil, savunma sanayii iş birlikleri bakımından da kritik öneme sahip olacak.
Avrupa’nın yaşadığı kapasite boşluğu düşünüldüğünde, Türkiye’nin KAAN projesinin liderler masasında daha görünür şekilde yer alması güçlü bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.