Mahfi Eğilmez Cumhuriyet'in 103 yıllık kazanımlarını anlattı
İktisatçı Mahfi Eğilmez ve Servet Yıldırım, Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne Türkiye ekonomisinin dönüşümünü değerlendirdi. Eğilmez, 1923'te yaklaşık 570 milyon dolar olan gayrisafi yurt içi hasılanın bugün 1,8 trilyon dolar seviyesine ulaştığını vurguladı.

İktisatçı Mahfi Eğilmez ve CNBC-e Genel Yayın Yönetmeni Servet Yıldırım, Cumhuriyet'in kuruluşunun 103. yıl dönümünde Türkiye ekonomisinin kuruluş döneminden bugüne geçirdiği dönüşümü CNBC-e'de yayımlanan Sesli Ekonomi programında değerlendirdi.
Cumhuriyet'in devraldığı ekonomik yapı
Cumhuriyet'in savaşlardan yıpranmış, sanayisi sınırlı, kaynakları kısıtlı ve okuryazarlık oranı düşük bir ülkeyi devraldığını belirten Yıldırım ve Eğilmez, ilk yıllarda eğitimden hukuka, sanayileşmeden finansmana kadar birçok alanda gerçekleştirilen reformları ele aldı. Eğilmez, 1923'te kişi başına gelirin 48 dolar olduğunu, Türkiye'nin 1923'te yaklaşık 570 milyon dolarlık gayrisafi yurt içi hasılaya ve 48 dolarlık kişi başına gelire sahip olduğunu belirtti. Bugün gelinen noktada gayrisafi yurt içi hasılanın 1,8 trilyon dolar, kişi başına gelirin ise yaklaşık 18 bin dolar seviyesinde bulunduğunu ifade eden Eğilmez, kuruluş dönemindeki koşulların ekonomik dönüşümün boyutunu anlamak açısından önem taşıdığını söyledi. Eğilmez, sanayinin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payının kuruluş döneminde yaklaşık yüzde 11 olduğunu ve ekonominin büyük ölçüde tarıma dayandığını belirtti.
Kapitülasyonların etkilerinin devam ettiğini, Türkiye'nin gümrük tarifelerini bağımsız biçimde belirleme imkanının sınırlı olduğunu ve Osmanlı'dan kalan Düyun-ı Umumiye borçlarının önemli bir yük oluşturduğunu kaydetti. Lozan Antlaşması kapsamında Osmanlı borçlarının ilgili ülkelere paylaştırıldığını belirten Eğilmez, borçların yaklaşık yüzde 85'inin Türkiye'ye düştüğünü ifade etti. Servet Yıldırım ise Cumhuriyet'in kuruluş dönemindeki koşulları hatırlatarak, savaş sonrasında ekonomik kaynakları sınırlı, eğitim seviyesi düşük ve geleceğine ilişkin kararları üzerindeki kontrolü kısıtlanmış bir ülkeden yeni bir devlet çıkarılmasının önemine dikkati çekti.
Sevr Antlaşması'nın ekonomik ve siyasi koşulları
Cumhuriyet'in kuruluşunu anlamak için 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması'nın koşullarının da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Eğilmez, antlaşmanın yalnızca toprak kaybıyla sınırlı olmadığını söyledi. Eğilmez, Sevr Antlaşması'nın askeri kapasiteyi sınırlandıran, mali denetimi yabancı güçlerin etkisine açan ve ülkenin siyasi geleceğini kısıtlayan hükümler içerdiğini ifade etti. Boğazların uluslararası bir komisyon tarafından yönetilmesinin planlandığını, Osmanlı maliyesinin yabancı denetimine açıldığını ve kapitülasyonların yeniden yürürlüğe girmesinin öngörüldüğünü belirtti. Yıldırım da Cumhuriyet'in kuruluş hikayesinin, bu koşulların ardından ülkenin kendi geleceğini belirleme ve kurumlarını oluşturma süreciyle şekillendiğini dile getirdi.
Türkiye'nin en planlı dönemi ilk 20-25 yıl
Cumhuriyet'in ilk yıllarında gerçekleştirilen reformları değerlendiren Eğilmez, 1919'dan 1930'ların sonuna uzanan dönemin eğitim, hukuk, ekonomi ve toplumsal yaşam açısından kapsamlı dönüşümlere sahne olduğunu belirtti. Eğitim alanında 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabul edilmesiyle eğitim kurumlarının ortak bir sistem altında toplanması yönünde adım atıldığını hatırlatan Eğilmez, 1928'de yeni Türk harflerinin kabul edilmesi ve millet mekteplerinin açılmasıyla okuryazarlığın yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaların hız kazandığını söyledi. Osmanlı dönemindeki okuryazarlık oranının yüzde 2-3 civarında olduğuna ilişkin verileri hatırlatan Eğilmez, yeni alfabenin kabulünün yanı sıra öğretmen yetiştirme çalışmalarının da eğitimdeki dönüşümde önemli rol oynadığını ifade etti. Hukuk alanında ise 1926'da Türk Medeni Kanunu'nun kabul edilmesiyle aile ve özel hukuk alanlarında kapsamlı değişiklikler yapıldığını belirten Eğilmez, medeni hukuya geçişin kadınların medeni hakları açısından da önemli sonuçlar doğurduğunu söyledi. Kadınların siyasi haklarının aşamalı biçimde genişletildiğini kaydeden Eğilmez, kadınlara 1930'da belediye seçimlerinde, 1933'te muhtarlık seçimlerinde ve 1934'te milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındığını hatırlattı. Yıldırım da Cumhuriyet'in ilk yıllarında gerçekleştirilen reformların yalnızca ekonomi ve yönetimle sınırlı kalmadığını, eğitimden hukuka ve toplumsal yaşama kadar geniş bir alanda yeni kurumların oluşturulduğunu vurguladı.
Sanayileşme ve finansman için yeni kurumlar kuruldu
Cumhuriyet'in ilk dönemindeki ekonomik politikaları değerlendiren Eğilmez, sanayileşmenin hızlandırılması, ulaşım ağlarının genişletilmesi, finansman imkanlarının geliştirilmesi ve tarımsal üretimin desteklenmesinin temel öncelikler arasında yer aldığını belirtti. Demiryollarının genişletildiğini, yeni fabrikaların kurulduğunu ve sanayi ile bankacılık alanlarında yeni kurumların oluşturulduğunu ifade eden Eğilmez, Türkiye İş Bankası'nın 1924'te, Sanayi ve Maadin Bankası'nın 1925'te, Sümerbank'ın 1933'te ve Etibank'ın 1935'te kurulduğunu hatırlattı. Eğilmez, Sanayi ve Maadin Bankası'nın daha sonraki süreçte sanayi ve madencilik alanlarında faaliyet gösteren yapılara ayrıldığını belirterek, Sümerbank'ın tekstil sanayisini, Etibank'ın ise madencilik faaliyetlerini destekleyen bir yapıyla oluşturulduğunu söyledi. Şeker, kağıt, çimento ve tekstil gibi sektörlerde üretim kapasitesini artırmaya yönelik yatırımlar yapıldığını kaydeden Eğilmez, elektrik altyapısı ve ulaşım imkanlarının da geliştirildiğini ifade etti. 1930'larda devletçilik politikalarının öne çıkmasıyla devletin sanayileşme sürecindeki rolünün arttığını belirtti. 1925'te demiryollarının geliştirilmesine yönelik çalışmaların yanı sıra Türk Tayyare Cemiyeti ve Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'nin kurulduğunu hatırlatan Eğilmez, Türk Dil Kurumu'nun 1932'de, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü ile Etibank'ın 1935'te kurulduğunu söyledi. Eğilmez, Merkez Bankası'nın 1930'da kurulduğunu, bu tarihe kadar para ve bankacılık sisteminde Osmanlı Bankası'nın önemli bir yere sahip olduğunu belirtti. Sağlık alanında Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü'nün faaliyetleriyle koruyucu sağlık hizmetlerinin ağırlık kazanmaya başladığını, aynı yıllarda üniversite ve kültür kurumlarının da oluşturulduğunu ifade etti.
Finansman sistemiyle birlikte kuruldu
Cumhuriyet'in ilk dönemindeki ekonomik modelin yalnızca fabrika kurmaya dayanmadığını belirten Eğilmez, sanayileşmenin finansmanını sağlayacak kurumların da oluşturulduğunu söyledi. Dış borçlanmaya mesafeli yaklaşımın ve Osmanlı'dan devralınan mali yüklerin, ülke içindeki kaynakların sanayi yatırımlarına yönlendirilmesini önemli hale getirdiğini belirten Eğilmez, ihtisas bankalarının bu modelde belirli sektörlerin finansmanını üstlendiğini ifade etti. Sümerbank'ın tekstil, Etibank'ın madencilik yatırımlarına kaynak sağlamak üzere yapılandırıldığını anlatan Eğilmez, bu kurumların sektörlerin gelişimini desteklediğini söyledi. Şeker fabrikalarının yalnızca sanayi üretimini artırmakla kalmadığını, çevrelerindeki tarımsal üretim ve hayvancılık faaliyetlerini de desteklediğini belirten Eğilmez, pancar üreticileriyle kurulan ilişkiler ve şeker üretiminden çıkan küspe gibi yan ürünlerin hayvancılıkta kullanılması sayesinde bölgesel ekonomik faaliyetlerin geliştiğini kaydetti. Eğilmez, Cumhuriyet'in ilk 20-25 yıllık dönemini Türkiye'nin en planlı dönemlerinden biri olarak nitelendirdi. 1935'te sanayi planının hazırlandığını hatırlatan Eğilmez, ekonomik kurumların yanı sıra müzeler, sanat kurumları ve kültürel yaşamı geliştirmeye yönelik yapıların da bu dönemde oluşturulduğunu söyledi.
Marshall yardımı sonrasında reformlar yavaşladı
Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki dönüşümün sonraki dönemlerde aynı hızla devam etmediğini belirten Eğilmez, özellikle 1940'ların sonlarından itibaren ABD ile ilişkilerin gelişmesi ve Marshall yardımı sonrasındaki süreçte bazı uygulamaların sekteye uğradığını ifade etti. Köy enstitülerinin kapatılması ve uçak üretimi gibi alanlardaki gelişmelerin yavaşlamasını bu dönemin başlıkları arasında sıralayan Eğilmez, söz konusu değişimlerin yalnızca Marshall yardımıyla açıklanamayacağını, ancak sonraki dönemdeki ilişkilerle bağlantılı bir süreç bulunduğunu dile getirdi. Köy enstitülerinin köylerde eğitimi geliştirmeyi, tarımsal bilgi ve becerileri yaygınlaştırmayı hedeflediğini belirten Eğilmez, bu kurumların öğrencilerin kültürel gelişimine de önem verdiğini söyledi.
Cumhuriyet'in kuruluş hikayesi devam ediyor
Cumhuriyet'in kuruluşunu küllerinden yeniden doğuşu anlatan Simurg efsanesine benzeten Eğilmez, Türkiye'nin kuruluş sonrasında da bağımsızlığını ve egemenliğini güçlendirmeye yönelik adımlar attığını belirtti. Eğilmez, Boğazlar üzerindeki egemenliğin Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sağlanması ve Hatay'ın Türkiye'ye katılması gibi gelişmelerin Cumhuriyet'in ilanından sonraki yıllarda gerçekleştiğini hatırlattı. Yıldırım ise Cumhuriyet'in kuruluş döneminde karşılaşılan koşullara rağmen reformların hayata geçirilmiş olmasının, bugünün sorunları karşısında geçmiş deneyimlerin incelenmesini önemli hale getirdiğini söyledi. Programın sonunda Türkiye'nin geleceğine ilişkin sorulara değinen Yıldırım ve Eğilmez, eğitimde ilerleme, bilimsel üretimin güçlendirilmesi, hukuka duyulan güvenin artırılması ve fırsatların daha adil dağıtılması başlıklarını öne çıkardı.