Yıllardır savunma bütçelerinin büyük kısmını ABD ve Batılı müttefiklerine ayıran Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar, İran ile yaşanan çatışma sürecinde acı bir gerçekle yüzleşti. Gelişmiş hava savunma sistemlerine rağmen;
Suudi Arabistan’ın kritik petrol tesisleri,
Dubai’nin dünyaca ünlü turizm ve ticaret merkezleri,
Katar’ın stratejik doğalgaz üretim tesisleri kamikaze İHA ve füzelerin hedefi olmaktan kurtulamadı.
Temkinli Yaklaşımdan Mecburiyete
Savunma Sanayii Uzmanı Yusuf Akbaba, Körfez ülkelerinin yakın geçmişe kadar Türk savunma sanayiine karşı "ekonomik ve siyasi büyüme" kaygılarıyla temkinli yaklaştığını hatırlatıyor. Ancak Çin ve Güney Kore gibi alternatiflerin de beklentiyi karşılayamaması, Ankara'yı yeniden merkeze koydu.
Akbaba, Çin sistemlerinin sahadaki başarısızlığına dikkat çekerek şunları söyledi:
"Suudi Arabistan, Çin’den aldığı lazer silahlardan memnun kalmadı; kağıt üzerindeki performans sahaya yansımadı. Çin İHA’ları da bu süreçte sınıfta kaldı. Güney Kore ise kendi ihtiyaçları ve yoğun siparişleri nedeniyle bölgeye destek verebilecek kapasitede değil."
Türk Yıldızları Parlıyor
Türkiye’nin son yıllarda hava savunma ve füze teknolojilerinde attığı dev adımlar, Körfez’in "acil ihtiyaç" listesinde ilk sıraya yerleşti. SİHA’ların Karabağ, Ukrayna ve Suriye’deki başarısının ardından, yerli füze sistemlerinin de seri üretim kapasitesinin artması Türkiye’yi alternatipsiz kılıyor.
Neden Türk Savunma Sanayii?
Ürünlerin aktif çatışma bölgelerinde rüştünü ispatlamış olması.
Artan talebe cevap verebilecek esnek ve hızlı üretim bandı.
Kağıt üzerinde değil, operasyonel anlamda yüksek isabet ve önleme kabiliyeti.
"İstemeden de Olsa Alacaklar"
Yusuf Akbaba, Körfez ülkelerinin geçmişteki siyasi önyargılarına rağmen Türk savunma sanayiine "mecbur" kalacağını öngörüyor. Bölgedeki güvenlik boşluğunun sadece Türkiye’nin sunduğu teknolojik ve maliyet-etkin çözümlerle kapatılabileceği belirtiliyor.