adplus-dvertising

El Kızı dizisi uyarlama mı? Elkızı gerçek hikayesi ne?

Fox TV ekranlarında yayın hayatına başlayan Elkızı dizisi hangi diziden uyarlandı ve orijinali ile ilgili bilgiler merak ediliyor. Bu sezon bir çok yeni projeyi izleyicilere sunan kanalın yeni dizisinin ilk bölümü beğeni topladı. Elkızı hangi kitaptan uyarlama? Elkızı Orhan Kemal'in kitabından mı, daha önce çekilen elkızı dizisinde kimler oynadı? Elkızı gerçek hikayesi ne?
Takip et
El Kızı dizisi uyarlama mı? Elkızı gerçek hikayesi ne?
  • Yazdir
  • Arttir - Azalt
  • Yorum 0

El Kızı dizisi uyarlama mı? El Kızı dizisi hangi film kitap romandan hikayeden uyarlanarak çekildi? FOX TV ekranlarında kitapla aynı ismi taşıyan El Kızı dizisi kitabın yolundan gitmeyi amaçlıyor. Fakat, kitabın birebir uyarlaması olmak yerine, kitabın devam öyküsü olma yolunda ilerleyecek gibi görünüyor. Dizini yapımcıları, El Kızı kitabının hüzünlü hikayesini umulduğu kadar başarılı bir devam öyküsünü bize sunmayı başarabilecekler mi? Fox Tv’de bu akşam yeni bir dizi başlıyor! Elkızı dizisi fragmanları ile dikkat çekmeyi başarmıştı bu akşam ise dizi ilk bölümü ile seyirci karşısına çıktı. Elkızı uyarlama mı gerçek hayat hikayesi mi? İşte detaylar…

Dizinin güçlü oyuncu kadrosunda Sevda Erginci, Fikret Kuşkan, Perihan Savaş, İsmail Ege Şaşmaz, Münir Can Cindoruk, Sedef Avcı, Toprak Sağlam, Alayça Öztürk, Fırat Doğruloğlu, Nur Yazar, Çağla Şimşek, Sinan Arslan, Pelinsu Çileli ve Macit Koper gibi isimler yer alıyor.

El kızı Kore dizisi mi yoksa başka diziden mi uyarlandığı konusu ile ilgili detaylar belli oldu.

Elkızı konusu nedir?

Elkızı dizisinde bir baba ve kızın hikayesi anlatılacak. Ezo’nun hikayesi izleyiciyi duygulandıracak. Muğla’da çekimleri devam eden dizi, çocuk yaşta öksüz kalan Ezo isimli genç bir kızın, annesinin kaderini yaşamasını ve intikamını konu alıyor. Ünlü oyuncu Fikret Kuşkan ise dizide Ezo’nun babası Resul karakterini canlandıracak.

El Kızı dizisinin yapımcısı NTC Medya oldu. Yönetmen koltuğunda oturacak olan isim de Feride Kaytan.

El Kızı Hangi Diziden ve Kitaptan Uyarlandı?

Dizi Orhan Kemal’in aynı adlı El Kızı isimli dizisinden ekrana uyarlanmıştır. Bu kitap daha önce de diziye uyarlanmış ve başrolünde Perihan Savaş’ın yer aldığı dizi o zaman da çok ilgi çekmişti. Eski dizilerin ve Türk edebiyatının en güzel eserlerinin yeniden yorumlandığı günümüz dizi piyasasında yeniden çekimine karar verilen dizilerden birisi de El Kızı oldu.

El Kızı dizisi uyarlama mı? Elkızı gerçek hikayesi ne?

Dizi ve film olarak izleyicilerde karşılık bulmuştur. Bu yönüyle hem dizi hem film bağlamında El kızı romanının benzer ve farklı yönleri vardır.

Kitaba dair tek sinema filmi 1965 yılında çekilmiştir. Baş rollerini Türkan Şoray ile Ekrem Bora oynamıştır. Nejat Saydam senaristliği ve yönetmenliğinde çekilen bu film siyah beyaz özelliğindedir.

Orhan Kemal’in kaleme aldığı suskun-sinik Nazan’ının kader kurbanı oluşana odaklamak yerine, annesi ile aynı kaderini yaşamamak için çabalayan ve onun gibi el kızı olmamak için elinden geleni yapacak olan intikamcı Ezo’nun gemileri yakma mücadelesinin odak nokta olacağını düşünebiliriz. Orhan Kemal’in yazdığı ölümsüz eser El Kızı kitabından uyarlanmış olan dizinin 1966 yılında film versiyonu çekilmiş ve başrolde Türkan Şoray oynamıştı.

El Kızı dizisi uyarlama mı? Elkızı gerçek hikayesi ne?

Kitaba dair tek dizi ise 1989 yılında çekilmiştir. Baş rollerini Perihan Savaş ve Yusuf Sezgin oynamaktadır. Dizi filme göre biraz daha renkli bir tarzdadır.

El Kızı dizisi uyarlama mı? Elkızı gerçek hikayesi ne?

Dizi ile kitabı karşılaştırdığımız zaman aralarında büyük ölçüde benzerlikler bulunsa da birebir uyarlama olması durumu pek olası görünmüyor. Dizi kitabın büyük çoğunluğunu işlese de bazı detayları değiştirerek kitabın seyrinden çıkmayı ve bizlere farklı bir hikaye sunmaya hazırlanıyor gibi görünüyor. Örnek verecek olursak, Keza Fikret Kuşkan’nın canlandırmakta olduğu ve romanda Nazan’ın kocası Mazhar’a karşılık gelen pozisyonda Ezo’nun babası Resul da bu düşünceyi desteklemekte olan bir detay.

Orhan Kemal El kızı kitabının özeti

Anlatı dizgesinde yer alan olaylar, Nazan’ın felaketler silsilesi biçiminde ilerleyen trajik hayatı etrafında gelişir. Anlatının mağdur kadını Nazan, bir kurban olarak kendisiyle aynı kaderi paylaşan bütün acılı bireyler gibi, varlık alanına girildiği ve çocuğundan, eşinden koparıldığı için yersiz yurtsuz, muğlâk koşullarda oradan oraya dolaşır ve dünyasını yitirmiş bir halde batağa sürüklenir.

Roman, bir yandan kişilerin içinde yaşadıkları toplumun genel tutumunu ve dedikodularla, entrikalarla şekillenen ilişkilerini yansıtırken; bir yandan da geleneksel aile yapısındaki çatışmaları; gelin-kaynana, ana-oğul, karı-koca arasındaki ilişkileri, bu ilişkilerin ortaya çıkardığı dramatik sonuçları sergilemektedir. Bozuk düzen içinde yaşama katılmakta zorlanan kadınlar, korumasız ve kimsesiz oradan oraya savrulur, istismar edilir; yalnızlık, güvensizlik ya da maddî imkânsızlıklar yüzünden ya kötü insanlara boyun eğmeye ya kurnazca çıkarlarını kollamaya ya da ahlâken düşmeye zorlanırlar. Batağa sürüklendiği için
toplumun dışına itilen ve ötekileştirilen kadın, iradesiz bir kukla gibi hareket eder, kötü kaderlerini değiştirme gücü gösteremez. Dolayısıyla romanda; “yazılmamış kurallar ve dayatılan roller ile itaatkâr, edilgen, hareketliliği düşük ve yaşam alanı sınırlı bir kimliğe sahip ol(an) ve biyolojik kimliğin (dişilik) dışına çıkma, etkin özne olma olanağı bulama(yan)”  kadının dramı anlatılmaktadır.

Kitap, utanma duygusuyla kocasına uyum sağlayamayan, kolayca kandırılabilen, insanların dediklerine hemen inanan ve saflığıyla bazı anlarda okuyucuyu sinirlendiren Nazan’ın acıklı öyküsünü anlatıyor. Nazan’ın bu kadar acı çekmesinin nedeni de fazlasıyla saf olmasından herkese inanmasıdır. Nazan cumhuriyet dönemi Türk kadınının temsilidir. Evine, ailesine bağlı, tek düşüncesi ev işlerini, yemeklerini yapıp çocuğuna iyi bir şekilde bakıp kocasına iyi bir eş olmaktır. Avukat olan kocası Mazhar ise iş dönüşünde kendisini karşılayan, boynuna sarılan, onu tatmin eden bir eş hayal etmektedir. Fakat Nazan utangaçlığından ve yanlış anlaşılmaktan korktuğu için kocasına bu konularda fazla yaklaşamaz hatta kocasına siz diye hitap eder. Bu durum Mazhar’ın canını sıksa da yine de eşini sevmektedir. Kaynanası Nazan’ın bu durumundan yararlanarak oğlunu karısından soğutmanın peşindedir. Kaynanası gelini Nazan’ı oğluna layık görmemektedir. En sonunda kaynanasının oyunlarıyla kocasından boşanmak zorunda kalan Nazan, çocuğunu bile alamayarak İstanbul’a gider. Bu olayla birlikte ailenin acıklı hikayesi başlar. Hikayenin bundan sonrasında mutlu olabilen yoktur. En çok acıyı ise saflığından dolayı Nazan çeker. Çektiği tüm acılara rağmen Nazan’ı hayatta tutan tek şey oğlu Haldun’dur. Fakat Haldun’un hayatı oradan oraya sürünmekle geçer ve hiçbir zaman annesine kavuşamaz. Acı bir tesadüf sonrasında annesiyle karşılaşsa da elinde kalan tek şey acılarla dolu bir hayat hikayesidir.

Şiddetli bir fırtınanın olduğu gün balıkçılar kıyıya vurmuş bir kadın cesedi bulurlar. Yüzü açlıktan, sefaletten, yara bereden berbat bir haldedir. Her şeye rağmen o çökmüş artık cansız olan yüzde, yaşadığı zamanlara ait gözden kaçmayacak bir asalet mevcuttur. Kadının cılız bedenini ilginç kılan bir diğer ayrıntı ise; hırpane kıyafetlerinin üzerinde oldukça sıradan ince parmağında takılı benzersiz taşlarla süslü karanlıkta ışıl ışıl parlayan pırlanta bir yüzüktür. İşte; seneler boyunca elden ele dolaşan lanetli yüzük her şeyin başlangıcıdır.

Teyzesi ile beraber yaşayan küçük Nazan anasız babasız kimsesiz bir kızdır. Hayattan çok küçük yaşlarda tokat yemiş, teyze yanında sığıntı gibi yaşayan, içine kapanık, oldukça saf bir kızdır. Ta ki bir gün karşı apartman dairesinde kalan hukuk fakültesi öğrencisi Mazhar’ ın dikkatini çekene kadar. Topuklara kadar uzanan sapsarı saçlı, güzel gözlü, sessiz Nazan’ ı zaman içinde kandırmayı başaran Mazhar kızı evliliğe ikna eder. Zaten başka yolu da yoktur çünkü; teyzesi münasibetlerini öğrendiği için Nazan’ a etmediğini bırakmaz, evden dışarı atar. İşte böylelikle Nazan’ ın hikayesi başlamış olur.

Teyzesinin yanındaki sığıntılığı kocasının yani kendisinin evinde de devam eder. Ele avuca sığmaz, şeytana pabucunu ters giydiren, bütün gün fitne ile uğraşan, yaşına hiç yakışmayacak makyajlar yapıp bütün sokaklarda dolaşıp oğlunun eve gelmesine yarım saat kala evde olan bir kayınvalidesi vardır. Kayınvalidesi Hacer, gençliğinde büyük konaklarda hizmetçilik yapan, zengin hayata özenen bir kadındır. Hemen hemen bütün konak beyleri ile gizli gönül ilişkileri olmuş, daha sonra başkaları ile evlendirilmesine rağmen bunları aynı çatı altında devam ettirmeyi başarmış fettan birisidir. Daha sonra her iki gönül ilişkisini de bırakıp oğlu Mazhar’ ın babası olacak bir subay ile uzaklara kaçarak evlenmiştir. Kayınvalidesini evden attırdıktan bir süre sonra kocası şehit düşer. Gerisin geri kucağında oğlu ile beraber eski kocasının yanına geri döner ve kabul edilir. O günden sonra içindeki arzuları bastırmaya çalışarak her şeyi olan oğlu Mazhar’ a sıkı sıkıya sarılır onu büyütüp okutur.

Oğlunun paşa kızlarına layık olduğunu düşünen Hacer gelinine yapmadığını bırakmaz. Küçük torunu Haldun’ u da ondan uzak tutmak için her şeyi yapar. Gece torununu yanında yatırır, gezmeye onu da yanında götürür. Nazan bütün gün ev işleri ile alakadar olur. Tahta yerleri siler, çamaşır yıkar, yemek yapar… Kayınvalidesinin aksine makyaj yapmak, giyinmek, kokular sürünmek, saçlarını yapmak nedir bilmez. Tüm bunlardan dolayı Hacer kendisine ‘hizmetçi kılıklı, çorabı düşük’ diye hitaplarda bulunur. Bununla da kalmaz onu asla yanında gezmeye götürmezdi, gittiği yerlerde de sürekli gelininin dedikodusunu yapar onu rezil ederdi. Tek derdi onun oğluna yakışmaması idi. Torunun yanında onun annesinden böyle bahsedilmesi küçük çocuğun psikolojisini alt üst ediyordu. Hacer’ in tek derdi pasaklı saydığı Nazan’ ı evden göndermekti. Böylece oğlu ve torunu kendisine kalacaktı.

Mazhar annesinin huyunu çok iyi biliyordu. Onun canına da tak etmişti. Yaşına uygun olmayan şekilde giyinip süslenmesi, yüzüne sürdüğü onca boya. Evde kıskançlık krizlerine girip çıkarttığı kavgalar. Nazan’ ı seviyordu, belki de ona acıyordu. Ah Nazan bir soğuk olmasa kendisine karşı. İşten gelince boynuna atılıp öpse hatta annesini şikayet etse. O bunları yapsa annesini çoktan başka bir eve yerleştirirdi ama Nazan şikayet etmek bir yana, kocasına sizli bizli konuşması bir yana, soğukluğu bir yana… Halbuki Mazhar’ ın bilmediği şeyler vardı. Nazan tüm bunları aynen böyle yapması için gündüzleri Hacer tarafından büyük bir baskı altındaydı. Hele bir Mazhar diye hitap etsin, kıyametler kopardı.

Uzun zamandır Mazhar’ın gözüne vitrindeki güzel yüzük çarpıyordu. Sultanlar kaçarken bu yüzüğü satmışlar zaman içinde de bu kuyumcuya gelmişti. Birkaç hafta sonra bir Fransız gelip yüzüğü almak istiyordu. Mazhar elini çabuk tuttu yüzüğü satın aldı. Bin bir hevesle eve geldi. Belki karısı bunu görünce boynuna atlar sevinir kendisini öperdi. Yüzüğü gören Nazan çok şaşırdı ama kuru bir teşekkür etti sadece. Ona öyle öğretilmişti çünkü; erkek milletine sırnaşılması ayıptı, kocası bile olsa.

Artık Nazan’ dan umudunu kesen Mazhar yüzüğü kutusu ile birlikte sandığında saklamasını ister. Annesinin çıkarttığı krizlerden bıkmıştır artık. Yüzükten bahsetmemesini ve asla kimseye göstermemesini tembih eder. Nazan usulca bohçalarının bulunduğu sandığa koyar ve kapağı kapatır.

Evde olmadıkları bir gün gizlice onların odasına giren Hacer yüzüğü de kutuyu da bulur. Kendisine alınmadığı için sinir krizleri geçirir. Bu olayda gelinini suçlar. Artık ondan kurtulma vakti gelmiştir.

Evden artık kopan Mazhar barda tanıştığı, tamda istediği gibi olan bir kadına gönlünü kaptırır. Her şeye rağmen onunla evlenmek ister. Annesinin de dolduruşu ile kendisine büyü yaptığını söyleyerek Nazan’ ı boşar. Oğlu Haldun’ u ona vermez ama yüzüğü avucuna sıkıştırıp teyzesinin evine yollar. Hacer’ in kandırmalarına inanan Nazan kocasının öfkesi geçince en geç 3 ay içinde evine döneceğine inanır.

Fakat hayat hiçbirine istediğini vermez.

Nazan koca İstanbul’ da neredeyse kimsesiz kalır. Olmadık insanlar onun saflığının farkına varır ve hayatı beklenmedik yönde değişir.

Mazhar barda tanıştığı kadınla evlenir. Nazan’ ın tam tersi olan bu kadın bütün hayatlarını değiştirir.

Hacer sonunda geçmişi kötü de olsa artık güzellik açısından oğlunun yanına yakışan bir kadın bulmuştur. Fakat eski gelini ile bir tane bile benzer özelliği olmayan bu kadın ile öyle bir hayat savaşına gireceklerdir ki, dünya tamamen ters dönecektir.

Haldun… Bir zaman annesiz, bir zaman sonra da babasız kalan çocuk… Bu hikayenin belki de tek masumu. Yıllar sonra başarılı bir doktor olur. Bir gece ansızın bir kadın cesedi yüzünden işe çağırılır.

Orhan Kemal El Kızı romanıyla birey-toplum ilişkisine, gelin-kaynana ve aile ilişkisine, mahalle hayatına, kadının toplumdaki yerine ve kadınların ötekileştirilmesine değiniyor. Bu roman günümüzde halen devam eden kadınların ezilme, hor görülme sorununa 50 yıl öncesinden değiniyor. Kitap cumhuriyet dönemi ve cumhuriyet dönemindeki değişmeleri de bize aktarıyor. Avukat Mazhar ve arkadaşları cumhuriyetle birlikte oluşan yeni nesli temsil etmektedir. Cumhuriyetle birlikte oluşan değişiklikler kitapta ara ara karşımıza çıkar.

Benzer Haberler
Yorum Yap
Yorumlar (0)
Henuz hic yorum yapilmamis, ilk siz yapin.