İran savaşında altı ayın muhasebesi.. Trump ‘birkaç haftada bitiririz’ demişti
Altı ayı geride bırakan İran savaşında Washington’ın kısa sürede sonuç alma hesabı tutmadı. Cephe nükleer programdan Hürmüz’e kaydı ve İran üzerindeki baskı askeri saldırıdan ekonomik ablukaya dönüştü. Peki bu süreçte taraflar ve bölge için neler değişti, bundan sonrası için olası senaryolar neler?

ABD ne umdu ne buldu?
Washington savaşa iki hedefle girdi, rejim değişikliği ve nükleer-balistik programların tasfiyesi. 28 Şubat’ta on iki saatte yaklaşık 900 hedef vuruldu, Ali Hameney ve çok sayıda üst düzey isim öldürüldü. İlk aşama askeri açıdan başarılıydı. Füze fırlatıcıların yarıdan fazlası devre dışı kaldı, füze stoku kabaca yarıya indi, üretim tesisleri vuruldu. İran bugün yeni füze üretemiyor ama rejim çökmedi, tersine sertleşip askerileşti. Buradaki asıl hata, kapasite ile iradeyi birbirine karıştırmaktı. Bir devletin vurma kabiliyetini azaltmak, onu siyasi olarak teslim olmaya zorlamakla aynı şey değil. En çarpıcı gösterge hedeflerin kayması. Altıncı ayda Washington’ın önceliği Hürmüz’ün yeniden açılması haline geldi. Petrol fiyatları 86 dolar bandına çıktı. Asya’da yakıt karnesi uygulanmaya başladı ve müttefik üslerinin ne kadar savunmasız olduğu görüldü.

ABD, bölgedeki uçak ve savaş gemileriyle İran’da binlerce hedefi vurmasına rağmen Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlere müdahalesi savaştaki dengeleri değiştirmişti.
İran kaybederken kazandı mı?
İran tarihinin en ağır darbelerini aldı. Ali Hamaney öldürüldü, halefi altı aydır ortada yok. Bu yıl yüzde 6.1 daralma ve yüzde 69’a yakın enflasyon bekleniyor. Mayısta ham petrol ihracatı sıfırlandı, vekil ağı işlevsizleşti. Buna rağmen kendi ölçütüyle kazandığı bir şey var. Ayakta kalmak ve gündemi kendi zeminine çekmek. Masada artık nükleer program değil Hürmüz var. İran askeri baskıyı kalıcı bir idari statüye çevirmeye çalışıyor. Ama buna zafer demek yanıltıcı olur; ayakta kalmayı başarı saymak zayıf tarafın klasik yaklaşımıdır ve bedelini toplum ödüyor. Üstelik gidişat aşağı yönlü. Füze üretemeyen, tek alıcıya bağımlı, toparlanması Rusya ve Çin’e bağlı bir ülkeden söz ediyoruz.
İsrail nereye kayboldu?
İsrail kaybolmadı, hedefine ulaşıp sahneden çekildi. Asıl kazanım ilk on iki saatte elde edilmişti, sonraki yıpratma aşamasını Washington’a bırakmak işine geldi. İran tarafında da benzer bir tercih var. İsrail’e füze saldırıları ilk günlerden sonra belirgin biçimde azaldı çünkü İran’ın asıl kaldıracı enerji akışında. İsrail’i vurmanın Hürmüz’de karşılığı yok. İsrail’in gündemi Lübnan, Gazze ve seçimlere kaydı. Ancak İsrail, yeni bir ABD harekâtına katılmasa bile İran’ın kendisine füze atacağını öngörüyor. Yani denklemden çıkan değil beklemede duran bir aktör.

Bölgede ne değişti?
Dört kalıcı etki var. Birincisi, ağırlık merkezi kaydı. Güvenlik tartışması nükleerden Hürmüz’e geçti, bölgede fiyat riski yapısal hale geldi. İkincisi, güvenlik garantilerine güven sarsıldı, Körfez başkentleri ABD üslerine ev sahipliğinin bedelini somut biçimde gördü. Buna ilk cevap 7 Ağustos’taki Mekke Anlaşması oldu. Üçüncüsü, İran’ın bölgesel mimarisi dağıldı. Suriye artık geçiş koridoru değil, Hizbullah silahsızlanma tartışmasının içinde, aktif kalan tek cephe Husiler. Dördüncüsü, arabuluculuk haritası yeniden çizildi. Umman bugün tek işleyen kanal. Türkiye açısından baktığımızda savaş boyunca hedef alınmayan, Tahran ile ticaret ve enerji kanallarını açık tutan bir pozisyon görüyoruz. Türkiye aynı zamanda Mekke Anlaşması ve Libya açılımıyla bölgesel ağırlığını artırdı.
Bundan sonra ne beklemeli?