Doğaner: Sermaye piyasasında 360 derece tecrübeye sahibim

Dr. Berra Doğaner: “360 derece sermaye piyasası tecrübesine sahip sektördeki tek kişi olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim” diyor Doğaner ve meslek hayatının 38 yılına sığdırdıklarını paylaştı.
Takip et
Doğaner: Sermaye piyasasında 360 derece tecrübeye sahibim
  • Yazdir
  • Arttir - Azalt
  • Yorum 0

Bugün ki Dünya Gazetesi Doğan Selçuk Öztürk’ün köşesinde yer alan haberde:

Dr. Berra Doğaner’in sermaye piyasaları ile tanışması bundan 38 yıl önce, Türkiye’nin sermaye piyasaları inşasının sıfır noktasında başlıyor. Doğaner’in İMKB’nin tarihindeki ilk kadın yönetim kurulu üyesi olmasının yanında Takasbank’ta 12 yıl denetleme kurulu, Merkezi Kayıt Kuruluşu’nda iki yıl ve Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’nde dört yıl yönetim kurulu üyeliği ve başkan vekilliği de bulunuyor. Tam da bu nedenle “360 derece sermaye piyasası tecrübesine sahip sektördeki tek kişi olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim” diyor Doğaner ve meslek hayatının 38 yılına sığdırdıklarını Dünya + okurları ile paylaşıyor.

Berra Hanım, kariyer yolculuğunuzdan başlayalım mı? Sermaye piyasasına girişiniz nasıl oldu?

Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni birincilikle bitirdim. O yaz Hürriyet gazetesinde Sermaye Piyasası Kurulu’nun meslek personeli sınav ilanını gördüm. Bankerlik hadisesinden sonra bu Kurulun kurulmasına karar verilmiş ve Kurul üyeleri atanmıştı, meslek personeli alıyorlardı sınavla.

Düşündüm Türkiye’de bir kurum sıfırdan kuruluyor. Sıfırdan kurulan bir kurumun içinde yer almak her zaman artıdır. Hem siz çok katkı verebilirsiniz hem de imkânlardan faydalanırsınız.

Kurul’un sınavına bin dört yüz kişi girdi. Sözlü, yazılı günlerce süren bir sınavdı. On dört kişi seçildi, başladık. Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi’nin master sınavlarına da girmiş ve kazanmıştım. İlk karar noktam o oldu. Boğaziçi’ne mi gideyim, ki Marmara’dan birinin orada kabul alması çok istisnaiydi, SPK’ya mı başlayayım? SPK’yı tercih ettim. Kurul’da göreve başladıktan sonra İşletme Dekanı’nın Kurul Başkanımızı arayıp beni Boğaziçi için ikna etmesini rica etmesi unutulmaz bir anımdır. Ankara’da olup Kurul’da çalışıp Mülkiye’ye bulaşmamak olmaz diyerek master ve doktoramı finans ve sermaye piyasaları alanında orada tamamladım. Bir sene de dünyanın en iyi finans okulu Wharton School of Finance’e gittim. Yine Kurul’un organizasyonları ile NYSE, Nasdaq, NASD, Standard&Poors, Moody’s, SEC, Merrill Lynch başta olmak üzere çok sayıda kuruluşa bizzat gidip hazırladığım raporlarla Türkiye’de sermaye piyasasının gelişimine katkı verdim.

Halen şirketlere danışmanlık yapıyorum, bağımsız yönetim kurulu üyeliklerim var ve OSTİM Teknik Üniversitesi öğretim üyesiyim.

Özel sektöre geçişinize dönelim mi?

Kurulda sekiz yılım dolmuştu. O noktada bir yol ayrımına gelmiştim. Kurulda kalarak bürokraside yönetici olmak ya da özel sektöre geçip özel sektörde yönetici olmak. Gelen teklifleri yöneticilerimle paylaştım. O kadar çağdaş bir kurum ki burası, bize özel sektöre geçmek için izin verdiler. Biz bu kişilere yatırım yaptık, şimdi de bizi bırakıyorlar gözüyle bakmadılar. “Burada bu işin teorisini, masanın bürokrasi tarafını öğrendiniz, etik prensiplerimizi öğrendiniz. Şimdi aracı kurum tarafına gidin ve istediğimiz piyasa yapısını oluşturun” dediler.

Ata Menkul Kıymetler’den gelen teklifi kabul ettim. Sekiz yıl orada Genel Müdür Yardımcısı olarak çalıştım. Genel Müdürümüz de şirketin sahibi, genç yaşına rağmen vizyoner bir kişi olan Korhan Kurdoğlu idi. Ağustos 1991’de sekiz yıldan sonra, Genel Müdür olabilmek için bu kez Yüksel İnşaat’ın aracı kurumu olan Meksa Yatırım’a geçtim. İki sene de orada çalıştım. Bu arada yıl 1999 oldu, kızım dünyaya geldi. Onunla biraz vakit geçirmek istediğim için Meksa Yatırım’dan izin istedim.

“YARIN BEŞ BANKAYA EL KOYUYORUZ”

Bankalara el konduğu bir dönemde göreve çağrılıyorsunuz.

21 Aralık 1999 gecesi, on iki civarında telefonum çaldı, açtım. Arayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erdal Aslan’dı. “Yarın beş bankaya el koyuyoruz, sizi de bunlardan birinde yönetim kurulu üyesi olarak görmek istiyoruz. Kabul eder misiniz” dedi. ‘Ne zaman cevap vermem gerekiyor’ dedim, “Hemen, şimdi” dedi. Çok kısa düşündüm telefonda. Ekonomi tarihi yazılıyordu ve ben bizzat içinde olacaktım. ‘Evet, kabul ediyorum, hangi banka’ dedim. “Esbank… Yarın sabah 9’da bankanın İstanbul Tepebaşı Odakule’deki genel merkezinin önünde olun. Toplam beş yönetim kurulu üyesi olacaksınız, sabah kapıda buluşacak, yukarı çıkıp bankaya el koyacaksınız” dedi. Ertesi sabah kalktım. 9’da Odakule’nin önündeydim. 9’u beş geçti kimse yok. On geçti, on beş geçti, yirmi geçti kimse yok. Erdal Bey’in numarasını da almamıştım, yani kiminle irtibat kuracağım, ne yapmalıyım bilmiyordum. Sonra şunu düşündüm. Devlet bana bir görev verdi, kimse var veya yok bu bankaya el koymalıyım.

Kolluk kuvveti var mıydı yanınızda?

Kimse yok, tek başımayım. Gittim kapıya. “Nereye geldiniz” dedi güvenlik görevlisi. Bankaya el koymaya geldim desem beni içeri almayacak. Yazı yok elimde, hiçbir şey yok. Yönetim katına çıkıyorum dedim. Sekreter görüşmeleri için değil mi dedi. Evet dedim. Çıktım yedinci kattı zannediyorum. Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Erez’di. Bankaya el koymaya geldim dedim sekreterine. Sekreter ne diyeceğini bilemedi. Ben yürüdüm zaten. Girdim kapısından içeri yönetim kurulu başkanının. Ben bankanıza el koymaya geldim, dedim. Merkez Bankası beni dün gece görevlendirdi. O sırada sekreter alı al moru mor, elinde bir sayfa yazı ile geldi, masanın üstüne kâğıdı koydu. TCMB Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından bankanıza el konulmuştur. Fakat hâlâ gelen giden yoktu. Erdal Bey’i arattırdım Ankara’dan. Durumu anlattım. Tarih 22 Aralık 1999. Kardan Atatürk Havaalanı kapanmış, hiçbir uçak inememiş, diğer dört kişinin biri İzmir’den, üçü Ankara’dan geliyordu. Hiçbiri gelememiş.

Esbank ile birlikte Es Yatırım döneminiz de başlıyor. Orada enteresan bir anınız var mı?

İki yıla yakın Esbank Yönetim Kurulu Üyeliğim sürdü. O dönemde Es Yatırım’ın Yönetim Kurulu Başkanı oldum. Daha sonra TMSF Esbank’ı satışa çıkarttı, satamadı. Es Yatırım’ı da satışa çıkarttı. Arap asıllı Kanadalı bir işadamı olan Hüseyin Numan Soufraki Es Yatırım’ı satın aldı. Aynı zamanda yine TMSF’den bir portföy yönetim şirketi, bir sigorta şirketi, bir leasing şirketi olmak üzere toplam dört şirket satın aldı.

Kendisinin asıl hedefi Pamukbank’ı satın almaktı. Onu da ihaleye çıkartmıştı TMSF. Fiyat teklifi sunduk, ilk ikiye kaldık. Fakat Pamukbank’ı satmaktan vazgeçip Halkbank ile birleştirmeye karar verdiler. Bu nedenle Soufraki’nin bankayı alıp, arkasına da sigorta, yatırım şirketi, portföy yönetimi şirketi, leasing şirketi ekleyerek büyük bir finansal grup olma hedefi ortadan kalktı. Bankayı alamayınca elinde dört iştirak kaldı. Bir gün bu dört iştirakin genel müdürlerini topladı ve dedi ki, “Ben buraya banka hedefiyle geldim. Bu dört şirket ölçek olarak benim yönetmek istediğimden çok küçük. Dolayısıyla ben bunları kapatıp gitmeye karar verdim. Sizlere bir ay süre. Müşterilere, personele bunu deklare edin.”

“NEDİR Kİ BİR BUÇUK, İKİ MİLYON DOLAR”

Neden satış yoluna gitmedi, tasfiye yoluna gitti?

Aynı soruyu ben de kendisine sordum. Fırsat verin, bu aracı kurumu satalım. Sırf lisans bedeli bir buçuk, iki milyon dolar eder, dedim. “Berra Hanım, nedir ki bir buçuk, iki milyon dolar. Hiç uğraştırmayın beni” dedi. O kadar varlıklıydı ki…

Ancak içim el vermedi, bu değeri dağıtmaya. Çünkü bir bütünken değer ifade ediyorsunuz. Hüseyin Bey ile konuştuktan sonra ertesi gün büyük müşterileri topladım. Bana güveniyorsanız bir yere gitmeyin, dedim. Ben komple bu organizasyonu bir yere taşıyacağım. Bir tanesi kımıldamadı. Hepsi işlem yapmaya devam ettiler.

Personeli topladım. Aynı konuşmayı onlarla da yaptım. Bir tek personel ayrılmadı. Belki yüz kişiye yakındık. O sırada Gedik Yatırım, bir aracı kurumu satın almıştı Marbaş Menkul Değerler. Bir süredir de faaliyetsiz halde tutuyordu. Gittim Gedik’in sahibi değerli dostum Erhan Topaç’a durumu aktardım. ‘Ben bu yapıyı dağıtmak istemiyorum, senin de Marbaş kenarda duruyor. Ben komple buraya entegre olayım’ dedim. Ayağa kalktı. Elini cebine attı, sembolik olarak bir anahtar çıkardı, “Marbaş senindir” dedi.

Daha sonrasında personelin yarısının bordrosunu Marbaş Menkul’e aldık, yarısı Es Yatırım’da kaldı. Marbaş’a giden personelimiz tek tek müşteri hesaplarını açtı, müşteriler oraya aktarıldı, Es Yatırım işlem hacminde ve kredilerde en sona inerken Marbaş yukarı doğru çıktı. Bir aracı kurumu kes yapıştır ile bir yerde kapatıp bir yerde açtık. Hem personel bağlılığını, hem de iyi hizmet vermenin ödülü olarak müşteri bağlılığını canlı canlı yaşamış olduk.

Doğaner: Sermaye piyasasında 360 derece tecrübeye sahibim

Odakule’nin önündeki upuzun kuyruk…

Esban’a el koyma günü bir tesadüf yaşandı. Odakule’nin üst katlarında banka, zemin katında da Es Yatırım vardı. Tabii bankaya el konulunca bütün kameralar bankanın önüne geldi. Şunu görüntülemek istiyorlardı. İnsanlar kuyruk olmuş, para çekiyor. Evet, Odakule’nin önünde upuzun bir kuyruk vardı. Ancak…

Mikrofon tutuyorlar. Para çekmeye geldiniz, değil mi? Vatandaş cevap veriyor, hayır para yatırmaya geldim. Öbürüne tutuyor. Para çekiyorsunuz değil mi? Hayır para yatırmaya geldim. Durum şuydu: O gün Aksu Enerji’nin halka arzı vardı ve Es Yatırım liderliğini yapıyordu. Sabah dörtten itibaren insanlar kapıda kuyruk olup hisse senedi almaya gelmişlerdi. Tam bankaya el konulduğu gün…

Kaynak Dünya Gazetesi – Doğan Selçuk Öztürk
Kaynak: Hibya Ajans

Benzer Haberler
Yorum Yap
Yorumlar (0)
Henuz hic yorum yapilmamis, ilk siz yapin.