adplus-dvertising

Bülent Arınç, Erdoğan’dan helallik beklediğini açıkladı! “sahip çıkmazsa gücenirim”

AK Parti’nin kurucularından, eski TBMM Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, BBC Türkçe’den Ece Göksedef’in sorularını cevapladı. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde problemler olduğunu söyleyen Arınç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için “Kardeş diyebildiğim insan bana sahip çıkmazsa gücenirim. Bunun helallik olarak bana dönmesini isterim” şeklinde konuştu. Arınç, “Ona karşı hiçbir zaman rakip olmayacağım diyerek bir içtihatta bulundum. Beni fazla zorlamasınlar.” ifadelerini kullandı.
Takip et
Bülent Arınç, Erdoğan’dan helallik beklediğini açıkladı! “sahip çıkmazsa gücenirim”
  • Yazdir
  • Arttir - Azalt
  • Yorum 0

2002-2007 seneleri arasında AK Parti iktidarının ilk Meclis Başkanı olan, 2009-2015 arası da Başbakan Yardımcılığı ve Hükümet Sözcülüğü yapan, sonrasında aktif siyasetten çekilen Bülent Arınç,Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için “Kardeş diyebildiğim insan bana sahip çıkmazsa gücenirim. Bunun helallik olarak bana dönmesini isterim” şeklinde konuştu.

Erdoğan’la zaman zaman fikir ayrılıkları yaşasa da bir zamanlar en yakınlarından biri olan Arınç, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde problemler olduğunu belirtti, “Yargı bağımsızlığı için iklim değişmeli” şeklinde konuştu. Cemaatlerin denetlenmesi gerektiğini söyledi.

AK Parti lideri Erdoğan’a muhalefet etmemek gibi bir ‘içtihatta bulunduğunu’ da söyleyen Arınç, “Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar zaman zaman değişebilir.” şeklinde konuştu.

Kasım 2020’de Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın uzun tutukluluk sürelerini eleştirmesinin sonrasında MHP lideri Devlet Bahçeli’nin sert eleştirilerine hedef olan ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’ndan istifa eden Arınç, BBC Türkçe’nin sorularını cevapladı:

2000’li senelerin başına kadar, ortalama 30 sene Necmettin Erbakan çoğunlukla muhalefetteydi, yasaklar oldu. Buna karşın bu hareketten, bugün hâlâ etkili olan kuvvetli bir kadro çıktı. AK Parti 20 senelik iktidarında bu şekilde bir kadro üretebildi mi?

Bizim siyasete başlamamız, gelişmemiz, güçlenmemiz, belli bir üslup kazanmamız Erbakan Hoca’nın sayesinde olmuştur. Onun için bugün Abdullah Bey’i cumhurbaşkanı yapan, Bülent Bey’i meclis başkanı yapan Sayın Erdoğan’dır derlerse, bunların tamamı bir kenara, bizim hepimizi Erbakan Hoca yetiştirdi. Bizi milletvekili yapan da belediye başkanı yapan da odur.

Bu kadrolaşma bugün sermayeden yiyor. 20 seneden bu yana kaliteli, güzel insanlar da yetişmiştir ama bugün bunların büyük kısmı yönetimde yahut hükümet etmede sorumlu mevkide değildir.

Daha önce “2001’de partimizin başında Sayın Erdoğan olmasaydı kazanamazdık ama o da biz olmasaydık bu kadar kuvvetli olmazdı, eksik kalırdı” demiştiniz.

Çok doğru.

Bugün Sayın Erdoğan’ın eksik kaldığını düşünüyor musunuz?

O kendi tercihidir. Çevresini o tercih ediyor, beraber çalıştığı insanlara o karar veriyor. O insanların iyi, başarılı yahut kalitesiz olup olmadıklarını ona sormak gerekir. Ben onlar hakkında herhangi bir menfî, olumsuz beyanda bulunamam, saygısızlık olur. Ama bunu dert edinen insanlar için söylüyorum, kimse zorla birilerini Sayın Cumhurbaşkanımızın yanına getirmedi. Ailesinden başlayarak suya atılan taşın dalga dalga yayılması gibi, bu çevrenin hepsi Sayın Cumhurbaşkanımızın bizzat kendi arzusuyla olmuştur.

2002’de Sayın Erdoğan siyasi yasaklıydı. Bize “Siz iktidara gelseniz başbakanınız kim olacak?” diyerek soruyorlardı. O zaman dedim ki “Bizim gücümüz buradan geliyor, ben size 10 adet başbakan adayı ismi sayacağım. Abdullah Gül, Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Abdüllatif Şener…” 10 isim saydım.

Eşitler arasında birinci Tayyip Bey olmalıydı çünkü çok muhteşem bir belediye başkanlığı yaptı. Cezaevinden çıkınca halk kahramanı haline geldi. Ama o olmadan biz seçime girdik. Demek ki o olmasa bile AK Parti muhteşem bir parti olarak geliyordu.

Sizin birçok sözünüz siyasi literatüre girdi. ‘Özgül ağırlık’ da bunlardan biri. Erbakan’ın, Demirel’in, Ecevit’in zamanında partilerinde özgül ağırlığı olan çok sayıda isim vardı. Ama son zamanda AK Parti’de bu sayı bir hayli azaldı. Bunun nedeni nedir?

Bunun nedeni de kendi tercihleridir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bu sistemi savunanlardan birinin ifadesiyle -ki bunun Mehmet Uçum’a ait olduğunu söylüyorlar- bugünkü sistem tek kişilik bir hükümet sistemidir. Onun ifadesi olarak söylüyorum, gerçek de budur.

Bu sistem şu anda tıkır tıkır işlemiyor. Sistemin tümü için demiyorum ama uygulamada bir takım sıkıntılar gün yüzüne çıktı. Zannediyorum Sayın Cumhurbaşkanı da bunun farkında.

İkincisi Ahmet Davutoğlu’ndan sonra çok konuşulan bir mesele, düşük profilli başbakan… Bu bizim yapımıza uygun değil. Düşük profil deyince, her şey iyisiyle doğrusuyla bir numaraya yönelince, özgül ağırlığı olan kişi kalmadı. Kala kala bir ben kaldım, onun da ne kadar azaltıldığını görüyoruz.

Sizin danışmanlarınızın Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduklarına dair haberler çıktı. Bu özel bir tercih miydi?

Türkiye’de bu olayı şu şekilde yorumlamak gerekir. Gülen’in çok tasvip edenleri, çok hayranları olmuştur. Ama hiçbirimiz onların bir gün bir darbe girişimine katılabileceğini bilmiyorduk.

Belki ilk defa sizde söylemiş olacağım. Ben son zamanda Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı’ydım, Milli Güvenlik Kurulu’yla (MGK) hükümet arasındaki ilişkilerden sorumluydum. 2016’nın başına kadar defalarca MGK toplantılarına girdim. Hiçbirisinde ‘FETÖ terör örgütü’ adıyla bir tehlikeden bahsedilmedi. MGK’nın gündemine girmeyen bir konuyu sokaktaki vatandaşın bilmesi nasıl mümkün olacak?

Benim danışmanlarımın da birkaç tanesi yargılandı, bir tanesi mahkumiyet yedi.

Örgütün ne boyutta olduğunu bilmiyordunuz ama bu danışmanınızın örgütle iltisaklı olduğunu biliyor muydunuz?

Hiçbir biçimde bilmiyordum. Eğer birileri memnun olacaksa yemin edeyim, vallahi de billahi de tallahi de bu şekilde bir örgütle ilişki içinde olduklarına dair bir emare görmedim.

MGK gündemine gelmedi diyorsunuz ama Gülen yapılanmasına üye bazı kişilerin TSK’ya girmiş olduklarını ve buna dair raporların yazıldığını ama bir adım atılmadığını biliyoruz. Sayın Davutoğlu da belirtti bunları, o dönem başbakandı. Siz farklı bir biçimde geldiğini mi söylüyorsunuz?

Sizin bahsettiğiniz karar 2004’te irticayla mücadele ismiyle alınmış bir karardı. O zaman Meclis Başkanı’ydım, meclis başkanları MGK’ya katılmaz. Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla bunları ihraç ediyorlardı. Suçlar da namaz kıldığı belirlendi, eşinin başında örtü var, gümüş yüzük takıyor diyerek suçlardı… Biz bunlara 20 yıl evvelinden beri karşıydık. YAŞ kararlarıyla ihraç edilmiş insanların 2010 referandumuyla iade-i itibarını sağladık.

Benim bahsettiğim 17-25 Aralık 2013 sonrası gelen raporlar.

O raporlarda hiçbir şey yok. Şu var yalnızca, madem iddiamı ortaya koydum… 17-25 Aralık’ın biraz öncesinden sonrasına kadar bu yapıya isim vermek için toplandık. Koyduğumuz isim Paralel Devlet Yapılanması’ydı. Arkadan ‘legal görünümlü illegal yapılanma’ adını taktık, bunda da FETÖ ismi yok. Bir vakıf, dernek olarak, cemaat olarak kurulmuşlar ama bir illegal yapıya dönüşmüşler.

Daha önce ‘dindar insanların Gülen yapılanmasına hüsnüzan etmeleri normal’ demiştiniz, ‘karanlık yüzlerini göremedik onların’ dediniz. Şuanda de benzer şeyler söylüyorsunuz. Ancak bugün de farklı İslamî eğilimleri olan vakıflar, tarikatlar, cemaatler var ve bunların kimilerinin devlet içinde bazı kurumlara girdiğine, hatta bazı bakanlıklarda güçlendiklerine dair haberler var. Bu bu şekilde devam ederse gene aynı tehlikeyle karşı karşıya kalmaz mı Türkiye?

Olabilir, kalabilir. Bu tehlike her zaman vardır. Çünkü cemaatler sosyolojik varlıklardır. Cemaatler dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak. Diyanet İşleri Başkanlığı olsun, hükümet olsun, bunların cemaat vasfını kaybedip kaybetmediklerine bir denetim mekanizması getirilmesi gerekir. Başıboş bırakıldıkları zaman onlar da FETÖ örgütü gibi kadrolaşabilir, kendi insanlarını en yüksek noktalara getirebilir.

Ama cemaatler, tarikatlar eskiden de vardı. Rusya’da İslamın ayakta kalmasının, Balkanlarda Müslümanların sayıca hâlâ kuvvetli olmasının temelinde bu yapılanmalar vardır.

Türkiye’de de böyledir, siyasetçiler bunu çok iyi bilirler. Bunları ziyaretlere giderler, bunların duasını alırlar. Bunlarla ilişki kurarlar, oy desteğine ihtiyaçları olduklarını düşünürler. Hiçbir siyasetçi bunun dışında değildir, açık söyleyeyim.

Yalnızca AK Parti için değil, bütün siyasetçiler için mi söylüyorsunuz?

Hiç AK Parti’yle alakalı değil. CHP’si de, DSP’si de, şuandaki partiler de cemaatlere, tarikatlara sırt çeviremezler. Bunların iyisi vardır, kötüsü vardır, şüphesiz iyileriyle ilişki kurarlar. HDP’lilerin bile elini öptüğü, saygı duyduğu çok kıymetli insanlar vardır. Bunlar vatansever, kıymetli insanlardır.

Bülent Arınç, Erdoğan’dan helallik beklediğini açıkladı! “sahip çıkmazsa gücenirim”

Zamanında Gülen yapılanması için de benzer şeyler belirtildi.

Ama ne var ki son senelerde kendilerini tarikat üyesi gibi gösteren soytarılar, sahtekârlar türedi. Başka cemaatler oluşumu çıktı, bunların denetlenmesi gerekir. Sırtına bir cübbe geçiren adam neredeyse her gün televizyonlarda olmamalı. Ama ben gönülden Allah’a bağlı insanların ne kadar memleket sever olduklarını şahitleriyim, sayıları az bile olsa bu insanlara güvenmek gerekir. Kötülerinin de denetlenmesi, ayıklanması gerekir.

Hangisinin kötü yahut iyi olduğunun ayrımı nasıl yapılacak?

Herkes yapar. Allah akıl vermiş.

Şunun için soruyorum, bunca sene boyunca Gülen yapılanması devletin içine girerken bunların görünmediği, Sayın Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere üst düzeyden itiraf edildi, ‘kandırıldık’ dendi.

İkisini birbirinden ayıralım. Bunların 15 Temmuz’dan yahut 17-25 Aralık’tan önce kendilerine yakıştırılan sıfat ‘hizmet hareketi’ydi ve cemaat olmalarıydı. Ancak her alanda bir numara olmuşlardı. En soldan en sağa, en kırmızıdan en yeşile kadar ortak paydası demokrasi olan insanları bir araya getiriyorlardı. Bunun içerisinden 15 Temmuz’u nasıl düşüneceksiniz? Düşünsünler…

Peki, öyleyse farklı bir cübbeye geçiyorum. Daha önce iki defa hükümetin sert bir tutum içinde olduğu davalarla alakalı “Cübbemi giyesim geldi” demiştiniz. Bugün Türkiye’de adalet iyi işliyor mu, yargı bağımsız mı sizce?

Yargı, anayasa değişikliğinden sonra yalnızca bağımsız değil tarafsız da oldu, olmalı. Şuanda yeni bir sıfat daha eklendi. Aynı zamanda cesur da olmalı. Bunu ekleyenler siyasetçiler, bence boş değil. Yalnızca yazılı hukuka bakacak, kararını verecek, temyiz mercileri iyi çalışacak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları yahut AYM’nin kararları da uygulanacak. Bunu uygulamak için de cesaret ve kararlılığa ihtiyaç var.

Buradan yargının bağımsız olmadığını düşündüğünüzü anlıyorum.

Sıkıntı var. Tam öyle bir tespit yapmayayım ama tüm olarak yargıda sıkıntı var mı derseniz, var. Hem de çok büyük sıkıntı var. Bu sıkıntıların giderilmesi için Türkiye’de belki bir iklim değişikliğine, anlayış değişikliğine ihtiyaç var.

Zannediyorum bu da olacak çünkü herkesin adaletten beklentisi büyük. Beklenti büyük olunca, ihtiyaç büyük olunca bunun arkası gelir. Gecelerin en koyu zamanı, şafak vaktine en yakın olan zamanmış.

Bu iklim değişikliği bu iktidar zamanında olabilir mi sizce?

Olacak Allah’ın izniyle. Olacak, olmalı.

  • AİHM’in Demirtaş kararı: Bundan sonra ne olacak?
  • Avrupa Konseyi, AİHM’in Osman Kavala kararları uygulanmazsa Türkiye’ye yönelik ihlal prosedürü başlatacak
  • AİHM Türkiye’yi üç davada mahkum etti: ‘İnsanlık dışı muamele, bilgiye erişimin ve özel yaşamın gizliliğinin ihlali’
  • AİHM KHK davasında Türkiye’yi tazminata mahkum etti

Sizin bir sözünüz vardı, “Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır” diyerek. O noktada mı sizce şu an Türkiye?

Bu bir gerçek. Devletin dini adalettir, devletin küfrü zulümdür. Bu bizim büyüklerimizin sözüdür. Adaletsizliğin karşısında yalnızca zulüm olur, haksızlık olur, başka bir şey olmaz.

Düşünebiliyor musunuz, uzun tutukluluktan dolayı… Bir insana bunu reva görmemek gerekir. Bu kim olursa olsun. İsim vermiyorum, isim verdiğim zaman tepeme biniyorlar. Ama Ece Göksedef olarak ben size şu bulunduğunuz odadan bir gün hiç dışarı çıkmayacaksınız desem aklınızı kaçırırsınız. Siz bana aynı şeyi yaparsanız ben de aynı vaziyete gelirim.

Tutukluluk bir istisnadır. Ceza kesinleşene kadar niye içeride kalsın bir insan?

AK Parti bir ‘özgürlükler partisi’ söylemiyle geldi ve farklı kesimlerden oy da aldı ama bugün geldiğiniz noktada ciddi kopuşlar oldu. Bugün artık beş, altı sene önce kopmuş olan ve sessiz kalan adlardan yüksek sesle eleştiriler de duymaya başladık. Ne oldu AK Parti’ye? Kırılma noktaları neydi?

Bülent Arınç, Erdoğan’dan helallik beklediğini açıkladı! “sahip çıkmazsa gücenirim”

İlk geldiğimiz zamandan 2010 referandumuna kadar, 2013’teki bir takım olayların başlamasına kadar, ifade, teşebbüs, inanç ve düşünce özgürlüğünden, fikir özgürlüğünden yanaydık.

Biz güzel bir dönem yaşadık, son dönemlerde belki bazı geri gidişler var. 2011’de yüzde 50 oyu yalnızca AK Parti’nin çekirdeğinden almadık.

Şuanda alabilir miyiz? Herhalde alamayız.

İşte bunun nedeni nedir?

Bunun nedeni çok. Kale düşmüş de ordu komutanı, kale komutanını çağırmış. Bu kale niye teslim oldu? Efendim 10 adet nedeni var, demiş. E say bakalım? Bir; barutumuz bitmişti. İkincisini saymaya gerek yok demiş.

Barut biterse kaleyi savunmak mümkün değil. Bunu benzer bir hikaye olarak söylüyorum.

Renklerin tamamı güzeldi ama önce beyaz bozuldu. Beyaz lekelendi mi arkası zaten geliyor, alaca bulaca… Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli güzel günler. Motorları süreceğiz denizin dalgalarına.

Siz zamanında ara vermek lazım diye aktif siyasetten çekildiniz. Sizce AK Parti de dinlenmeye çekilse, iktidarda olmadığı bir dönemde kendine dönse, neleri yanlış yaptık diyerek sorgulasa, daha kuvvetli bir geri dönüş olabilir mi?

Bunun için kenara çekilmesine gerek yok, şuanda de yapabilir isterse, belki de yapıyordur. Yani biz gövdemizi sağlam hale getirirsek tekrardan eski günlere dönebiliriz çünkü şu halimizle bile milletin ümidi AK Parti’de.

Öbür partilerin oylarını üç beş artırdıkları çok mühim değil ama biz hâlâ çok mühim bir noktadayız. Öbür partiler ona alternatif olacak vaziyette değiller şu anda. Millet diyor ki “Senin hataların, yanlışların var ama ben ümidimi kesmedim senden.”

Bülent Arınç, Erdoğan’dan helallik beklediğini açıkladı! “sahip çıkmazsa gücenirim”

Acaba liyakata verilen önem azaldığı için mi bu sorgulama zorlaştı? Başka bir röportajınızda siz söylemiştiniz, oğlunuza mezun olduktan sonra birçok yerden müşavirlik teklifleri geldiğini ama oğlunuzun kabul etmediğini anlatmıştınız. Buradan da anlıyoruz ki siyasilerin yakınlarına bu teklifler geliyor.

Bu ciddi bir problem. Ama Türk siyasetinde bu eski bir gelenektir. 2002’den 2007’ye kadar meclis başkanlığı yaptım. O zaman meclise alınacak kadroların tamamı istisnai kadrolardı. Bütün dosyaları inceledim, personelin üçte biri milletvekillerinin, bakanların birinci, ikinci dereceden yakınlarıydı.

Şuanda bu ehliyet ve liyakat konusunda çok büyük sıkıntılar konuşuluyor. Ben de şahidiyim. Bu istisnai kadrolar fazlasıyla çalıştırılıyor. Hatta turnike sistemine geçildi. Sizi alıp başka kadroya veriyor, sizin yerinize başka birini alıyor, onu başka kadroya veriyor. KPSS’den 90 almış insan bu şekilde bir şeye girmiyor ama KPSS’de 50 puanı bile olmayan birisini istisnai kadrodan alıyor.

Zamanında Yüksek İstişare Kurulu’ndayken (YİK) “Siyasi bir görev beklemiyorum ama bir görev verilirse hayır demem, yaparım” demiştiniz. Bugün bu şekilde bir teklif gelse ne dersiniz? AK Parti ile kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Şuanda öyle bir teklifin geleceğini düşünmüyorum. Ama ben AK Parti’nin kurucusuyum, evin sahibiyim. AK Parti’de benden daha kıdemli insan yok. Ben bu partinin sac ayaklarından, kurucularından, temel taşlarından birisiyim. Buna kızanlar, kıskananlar, beni kötülemek isteyenler çıkabilir. Güneş balçıkla sıvanmıyor.

Başımı AK Parti’den başka bir partiye çevirmem. AK Parti’de olacağım, cumhurbaşkanımızın yanında, çevresinde olacağım. Ona karşı hiçbir zaman rakip olmayacağım diyerek bir içtihatta bulundum. Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar zaman zaman değişebilir.

Muhalefet olarak değil eleştiri yaparak katkıda bulunmak istiyorum diyorsunuz ama son zamanda eleştiri yapan adların bir biçimde sessizliğe döndürüldüğünü, sert tepki aldığını, sizin YİK’ten istifa etmek vaziyetinde kaldığınızı gördük. İçeride kalarak eleştirmenin hâlâ yapıcı olduğunu, netice verdiğini düşünüyor musunuz şu an?

Sonucun ne olacağını ben tayin edemem. Ben kendime bu şekilde bir misyon biçtim. Benimki muhalefet değil, eleştiridir. Muhalefet etmek isteyen arkadaşlarımız ayrıldı, partilerini kurdular. Bizim sözlerimiz kâr etmedi, biz mecburen ayrıldık dediler.

Beni fazla zorlamasınlar diyorsunuz, siz de o noktaya gelebilir misiniz?

Gelmem. Ben oradaki içtihadımı değiştiririm de bu şekilde bir içtihat yapmam. Başka bir parti kurmak yahut başka bir partiye katılmak düşüncesinde değilim şu anda.

Sayın Erdoğan’a AK Parti içerisinde rakip olmak gibi bir düşünceniz olabilir mi?

Hayır, bu şekilde bir düşüncem asla yok.

Kısa bir müddet önce KHK’lar ve yargıdaki bazı uygulamalar konusunda, eleştirinin biraz ötesine geçip bir muhalefet partisinde yer verilen Mustafa Yeneroğlu’yla görüştünüz.

Bunların birbiriyle alakası yok. Yeneroğlu çok iyi bir hukukçudur, benim çok beğendiğim bir insan hakları aktivistidir. Adli yargılamalardaki yanlışlıklar üstüne bir kitap yazdı, bana da takdim etti. Ben de istişare etmek üzere kendisiyle görüşmeye gittim. Bu çok olağanüstü bir şey değil. Ben kimlerle görüşüyorum bir bilseler akılları başlarından gider.

Ben HDP’lilerle de, CHP’lilerle de görüşüyorum. Ben hakikat arayıcısıyım. Belirtilen söz doğruysa ben o sözü belirten kimdir diyerek bakmam, arkasından giderim.

Ben Ayhan Bilgen’le de konuşuyorum. Biz kabul etseydik bize gelip milletvekili olurdu, bizimkiler sırtını dönünce HDP’den teklif alıp oraya gitti. Bu, insanın kötülük yaptığını göstermez ki; Ayhan Bilgen müthiş bir sosyologdur. Çok başarılı bir belediye başkanlığı da oldu. Partisini kürsüden çok akıllıca savundu. Dağdan gelenlere benzemiyor, o şehirli bir insan.

Kısa bir müddet önce kırgın olduğunuzu söylemiştiniz. Daha önce de farklı bir mevzuyla alakalı konuşurken “Gönül almak parti liderinin işidir” demiştiniz. Sayın Erdoğan’ın gönül almasını bekliyor musunuz sizden?

Biz ağabey-kardeş ilişkisi içindeyiz. Özelde bana ağabey diyerek hitap eder, biz Tayyip Bey diyerek ona hitap ederiz. Evet, eski samimi günler şu anda yok ama bu bizim özündeki beraberliğimizi değiştirmez.

Elbette bana karşı söylenmiş sözlerden dolayı kendisinden bir helallik dilerim, beklerim. Bu çok mühim çünkü benim için.

Ben onu Bahçeli gibi görmüyorum, Bahçeli geçmişten beri bizim dışımızda bir insan. O ne söylerse onunla başka türlü hesaplaşırız zamanı, zemini geldiğinde.

Ama ağabey-kardeş ilişkisi içerisinde olan insanlar birbirlerini kırmamalı, birbirlerine sırt çevirmemeli. Bir adam eşkiyaya sahip çıkarken benim kardeş diyebildiğim bir insan bana sahip çıkmazsa ben bundan gücenirim. Bunun da helallik olarak bana dönmesini isterim. Biz bunları kendi aramızda halledeceğiz inşallah. Bundan dolayı bir kırgınlığım elbette vardır ama bunu reddedecek noktada değiliz.

Benim de hatalarım olmuş olabilir. Bunu biz kendi mabeynimizde mutlaka çözeceğiz.

Bülent Arınç, Erdoğan’dan helallik beklediğini açıkladı! “sahip çıkmazsa gücenirim”

Sayın Bahçeli’den bahsetmişken, sizce MHP ile işbirliği AK Parti için bir can yeleği mi yoksa ağırlık mı?

Cumhur İttifakı konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız çok iddialı. Bunun mezara kadar devam edeceğini belirtiyor ve bu birlikteliği kimsenin bozmamasını arzu ediyor. O yüzden eleştiri hakkımı ben şuanlık erteliyorum. Zamanı gelir yahut gelmez ama bugün bahs-i değer değil.

İttifaklar her zaman gözden geçirilebilir, her zaman kâr-zarar dengesi gözetilebilir. Statik değiliz biz, koşullar değişebilir. Bu değişen koşullar içerisinde iki taraf konuşup anlaşabilir, belki üçüncü partiye ihtiyaç duyulabilir, belki hiçbir partiye ihtiyaç duyulmayabilir. Bu MHP açısından da olur, bakarsınız ben tek başıma seçime gireceğim diyebilir.

Bugün iktidarda Sayın Bahçeli’nin onay vermediği bir adım atılabilir mi sizce?

Yanıt yok, no comment.

50+1 münakaşaları var son zamanda, sizin düşünceniz nedir bununla alakalı?

50+1 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin aşağı yukarı temelidir. Birbirinden ayrı düşünmemek gerekir. Bunu çok benimsediğim için söylemiyorum ama bu sistem anayasa oylamasından geçti ve buna halk karar verdi.

Ama 50+1’i buradan çıkaralım da diğerleri aynen kalsın derseniz bu birbirinden farklı bir şey olur. Çünkü bu sistemi getirenler ittifaka ihtiyaç duyulacak bir sistemi getirdiler. Cumhurbaşkanımız da bunun farkında, Temel Karamollaoğlu’na söylediklerine bakılırsa.

Bugün seçim olsa ne olur, öngörünüz nedir?

Ben önümü göremiyorum, ufkum daraldı. Eskiden pencereden baktığım zaman 10 sene, 20 sene, 30 sene sonrasını görebiliyordum. Bugün göremiyorum.

Neden göremiyorsunuz?

Göremiyorum. Siz görebiliyorsanız bana da söyleyin.

Siz deneyimli bir siyasetçisiniz. Sizin öngörülerinizin farklı bir manası var, onun için soruyorum.

(Gülerek) İnşallah sizin kadar kadir kıymet bilenler çıkarsa evet öyleyim. Şu anda göremiyorum ama ben AK Parti’nin başarılı olmasını istiyorum, başarılı olacağına inanıyorum.

Bülent Arınç, Erdoğan’dan helallik beklediğini açıkladı! “sahip çıkmazsa gücenirim”

Az önce bahsettiniz, 2001’de siyaset dip noktasındaydı, biz öyle bir ortamdan çıkarak geldik diyerek… O dönem bir ekonomik kriz de vardı. Şu anda da aynı ortamı görüyor musunuz? Siyaset şu an da dip noktasına gidiyor olabilir mi?

Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımız bugün ne kadar çok sıkıntı çekiyorlarsa bu sıkıntılar gerçektir, bu inkâr edilemez. Tabii iktidar bunun nedenlerini farklı biçimlerde izah edebilir. Ona da girmeyelim. Ama bu milletin gözü hâlâ “Tayyip Bey, AK Parti bu işi düzeltir” noktasında. Bu ümidin kaybolmaması gerekir.

Sayın Karamollaoğlu’nun sözlerinden bahsettiniz siz de, görüşmeleri ardından “Vaziyetin kötü olduğunu söylüyorum ama Sayın Erdoğan ‘hayır, muhalefet abartıyor, bence her şey dört dörtlük diyor.’ açıklaması yaptı. Buna Sayın Erdoğan’dan bir yalanlama gelmedi. Sizce de halkın nabzını tutamama hâli, gerçeklikten kopuş var mı?

Bunu ben bilmem. İkisinin arasındaki konuşmanın şahidi değilim. Ben kendi görebildiğim kadarıyla bunları söylüyorum. Herkesin her şeyi söylemesinden de tarafım ben. Yalnızca takdir değil ki… Bizi iktidara getiren şey takdir değil ki, kimse bizi takdir etmedi. Biz manşetlerle savaşarak, dış dünyayla savaşarak geldik. Ama biz onlara kendimizi anlattık. Biz Avrupa Birliği mensuplarından, ABD’den çok destek gördük.

Yani biz Batı’nın içindeyiz, Avrupa’nın bir üyesiyiz, öyle Şangay, Moskova filan değil. Bizim istikametimiz Batı’ya doğru. Doğudan batıya doğru akan nehrin içindeyiz biz. Bu ışık, bu aydınlanma bu şekilde geldi.

Birleşik Arap Emirlikleri’nden 10 milyar dolar gelecek diyerek herkesi karşılıyoruz. Halbuki bu insanlar beş, altı yıldan beri Türkiye’deki darbenin finansörü olarak anılmışlardı. Buradan dış politikadaki bir gerçeği görmemiz gerekir: Ebedi düşmanlıklar yok, ebedi dostluklar da yok, iki tarafın çıkarları var. Bu çıkarlar ne kadar örtüşürse ilişkilerimizi o kadar iyi götürmeliyiz.

2019’da İstanbul seçimleri tekrarlanırken “Geleceğin cumhurbaşkanı adayını oluşturuyorsunuz” demiştiniz Sayın Ekrem İmamoğlu için. Millet İttifakı’nın adayı İmamoğlu olabilir mi, sizin fikriniz nedir?

Emin olun bunu bilmiyorum, düşünmüyorum. Ben bizim adayımızın kazanması gerektiğini düşünüyorum. Bizim adayımızın kim olacağı konusunda yalnızca Bahçeli’nin söylediği var, “Bizim adayımız Erdoğan’dır” diyor.

Ama AK Parti cenahından ve bizzat Erdoğan’ın kendisinden “Ben aday olacağım” diyerek bir söz gelmedi.

Olmama olasılığı var mı sizce?

O açıdan demiyorum. Cumhur İttifakı iki parti ise Bahçeli kendi çıkarları açısından bizim adayımız budur şeklinde konuştu. AK Parti’nin sözcüsünden, AK Parti’nin genel başkanından, Cumhurbaşkanlığı sözcüsünden “Bizim de önümüzdeki seçimde adayımız Sayın Cumhurbaşkanı” dediğini duymadık.

Dememeleri doğru zaten. Türkiye’de siyaset, Demirel’in tabiriyle 24 saatte bile değişebilecek bir değişim içerisinde. 10 saatte 10 kez gündem değişir. Biz gündemi takip etmekte zorlanıyoruz. Bir günde sabah 9.30’dan akşamüstü 15.30’a kadar altı saatte dolar iki lira birden arttı.

Yani şunu söylemek istiyorum, bugünden yarına bir karar vermemek gerekir. Sayın Cumhurbaşkanımız elbette tekrar aday olmayı düşünüyordur, gönlünden geçiriyordur. Ama bunun zamanı şuanda değil. O doğrusunu yapıyor. Yarın bu açıklamayı yapar mı, yapmaz mı? Koşullara bakar, kendi olanaklarına bakar, doğru olan nedir, buna bakar.

Bakın yalnızca BBC’ye söylüyorum, 2007’de cumhurbaşkanı adayımız kim olacak diyerek istişareye geldi. Ben dedim ki “Siz beş yıldır başbakansınız, çok başarılı oldunuz. Eğer gönlünüzden cumhurbaşkanlığını geçiriyorsanız hiç konuşmayalım, benim adayımsın, arkandayım” dedim. “Ben kendim düşünmüyorum” dedim. Bana yanıtı şu oldu, “Ben istişare etmeye geldim, henüz karar vermedim.”

İstişaremizi yaptık, Abdullah Bey üstünde karar verdik. 23 Nisan’da bu konuşma, 24 Nisan’da bu açıklamayı yaptı. Tayyip Bey bu konuları çok iyi düşünen, çok iyi hesaplayan bir insandır. Dolayısıyla önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimi ne zaman olacak, hangi koşullarda olacak, siyaset nasıl şekillenmiş olacak, buna karar vermesi için bugün çok erken.

Koşullar değişirse Sayın Erdoğan’ın aday olmama olasılığını görüyorsunuz siz bu vaziyette.

Ben onu bilmem. Aday olacağı zamanı yahut adaylığını ilan edeceği zamanı yahut bunun tam tersini kendisi söyleyecektir. Ne zaman? İşte o zaman. Ben o zamanı bilmiyorum, o zamanı da kimsenin bilmesi mümkün değil.

Aday olmaması halinde aklınızda bir isim var mı?

2001’de sizin başbakan adayınız kim dediği zaman 10 adet isim verdiğimi söylemiştim, şuanda o noktada değilim. Benim vereceğim adlar de kimseyi ilgilendirmez, yalnızca tartışılır hale getirir. Ben şu anda Sayın Cumhurbaşkanımızın inşallah tek başına tekrar cumhurbaşkanlığını da, iktidarı da kazanacak düzeyde çok olumlu, güzel işler yaparak bu işten de başarıyla çıkmasını arzu ediyorum.

Sayın Erdoğan bir biçimde çekilirse AK Parti’yi alıp götürecek bir isim yok mu? O zaman AK Parti bu kuvvetini de mi kaybedecek?

Siz çok iyi bir sorgucusunuz ama beni bağışlayın ben buna yanıt vermek istemiyorum. “Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini” diyerek bir şiir var. Türkiye yolda kalmaz. Türkiye inşallah sahibini bulur. Benim arzum yalnızca 40 senelik arkadaşımın, Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu konudan da başarıyla çıkması.

Benzer Haberler
Yorum Yap
Yorumlar (0)
Henuz hic yorum yapilmamis, ilk siz yapin.