Arif Susam yıllar önce yaşadıklarını anlattı: Kocamızı yoldan çıkarmak mı istiyorsun!

Sıra sıra tavernaların dönemin en ünlü sanatçılarını ağırladığı Tarabya günleri, Arif Susam’ın yeni albümüyle hafızalarda ansızın canlanıverdi. Susam, “Best of Arif Susam” çalışmasıyla hepimize “hey gidi günler” dedirtti. Eğlence dünyasında o günden bugüne çok şey değişse de ünlü sanatçıya göre taverna müzikleri gündemden düşmedi. “Bizim kitle hiç değişmedi, ekstraları durduran tek şey pandemi” diyen Susam’la 80’ler Tarabya’sına gittik. Hem o yılları, hem piyanist şantör camiasındaki rekabeti hem de yeni albümünün çılgın tanıtım çalışmasını konuştuk.
Takip et
Arif Susam yıllar önce yaşadıklarını anlattı: Kocamızı yoldan çıkarmak mı istiyorsun!
  • Yazdir
  • Arttir - Azalt
  • Yorum 0

Yeni “Best of” albümünüz hayırlı olsun. Öncelikle tanıtım için yaptığınız 72 saatlik kayıt maratonunda beni de unutmadığınız için teşekkür ederim.

– Rica ederim, ne demek…

Orgun başına geçmiş, tavernada yaptığınız gibi binlerce sanatçıyı ve medya mensubunu tek tek adlarıyla dansa davet etmişsiniz. Gerçekten sabır işi… Kimin fikriydi bu?

– Polat Yağcı’nın… Sevgili prodüktörüm. 100 yıl düşünsem böyle bir şey benim aklıma gelmezdi zaten.

Projesinden size bahsettiğinde “Hadi canım, nasıl çıkılır o işin içinden?” demediniz mi?

– Demez olur muyum? Aradı beni, “Arif abi, sana çok önemli bir şeyden bahsedeceğim, telefonda anlatamam ama bir zahmete şirkete gel” dedi. Allah’tan ben de o zaman İstanbul’dayım, buradan gelip gitmek zor oluyor çünkü. “Peki” dedim, gittim.

Arif Susam yıllar önce yaşadıklarını anlattı: Kocamızı yoldan çıkarmak mı istiyorsun!

BEN BUNLARIN HEPSİNİ OKURSAM HAŞAT OLURUM

Nasıl açtı konuyu size?

– “Ya Arif abi, sen yıllar önce bütün ailelere hitap ettin, herkesi dansa davet ettin, konuşmalı kasetin büyük sükse yaptı. Yine orgun başına geçeceksin, sanatçıların ve medya mensuplarının isimleri bende var, onları söyleyeceksin” dedi. “Kaç tane yani?” diye sordum. “Herhalde 2 bine yakındır abi” diye cevap verdi. Bahsettiğiniz tepkiyi de o zaman verdim işte (gülüyor).

Ne dediniz?

– “Polat sen ne yapıyorsun ya! Ben bunları tek tek nasıl okuyayım? Haşat olurum ben” dedim. Ama geri adım atmadı. ‘Hem kişiye özel yeni yıl kutlaması yaparak insanlara güzel bir hatıra bırakacağız hem de albümdeki şarkıyla onları piste davet ederek geçmişe götüreceğiz. Abi bu iş çok doğru proje, çok ses getirecek. Bana güven” diyerek ikna etti beni. Aslında yeni yıl kutlaması olarak başlamıştık projeye ama iş albüm tanıtımına döndü.

İLK GÜN EVE GİDEMEDİM ŞİRKETTE YATTIM

İşin sonuçlarına bakılırsa ısrar etmekte çok da haklıymış…

– Zaten bir yandan proje benim de aklıma yatıyordu ama gerçekten zor işti. Sonunda “Peki, seni kırmayacağım” dedim, girdim stüdyoya. Tam 72 saat! İlk gün orada yattım. Yiyorum, içiyorum, şirkette yatıyorum…

Tüm kayıt bir günde bitemezdi zaten…

– Ne bir günü… Hepsi birden bir anda okunmaz bunların. İkinci gün “Ben haşat oldum” dedim. “Abi yarın devam edelim kalanını” dedi. Öyle yaptık. Ertesi gün devam ettik. Üçüncü gün bitiririz artık bu işi diye düşünüyorum. Tekrar bir 10-15 saat okudum. “Şükür, bitti” deyip çıktım Balmumcu’daki stüdyodan.

Tam Haliç Köprüsü’ndeyim, bir telefon… “Abi şunları unutmuşuz”… Hadiii… Akşam trafiğinde tekrar dön geri.

Ve sonunda geçmiş olsun…

– Ne geçmiş olsunu… Bitirip düştüm yine yola, bu kez yardımcısı Seda Hanım arıyor; “Arif abi, benim listeyi vermemişler sana, o sanatçıları okumamışsın!”

Dönmeseydiniz artık…

– Zaten “Seda olmaz, ben bittim” dedim. “Arif abi, gel yoksa Polat beni mahveder” diyor o da… Nasıl “Hayır” diyeyim. “Tamam, seni mahvetmesin” deyip tekrar döndüm mü yoldan! Okudum kalanları da… O yorgunluğun üstüne Silivri’ye nasıl vardım bilmiyorum. Ölü gibiyim bildiğin.

Dinlerken ben yoruldum.

– Bitti sanıyorsun.

Yok artık!

– Var vallahi. Ertesi sabah baktım telefon çalıyor zır zır zır. Kimse beni o saatte aramaz. Bir baktım Polat Yağcı. Gözlerimi açamıyorum ama, öyle bir yorgunluk. Açtım telefonu, “Arif abim, güzel abim, nasılsın? Kendini iyi hissediyor musun?” diye saymaya başladı. “Bu hayra alamet değil Polat, sen yine beni çağıracaksın” dedim. “Abi, çok önemli isimleri unutmuşuz” diyor. Verdiği isimler de hep şöhret yani. Madem böyle bir şeye başladık, yarıda bırakmayalım diye yine yollara düştüm. Bir sekiz-dokuz saat daha orada kayıt yaptım ve sonunda tamamlandı.

Sadece sanatçılar ve medya mensuplarının kulaklarını çınlatmadınız yani. Yelpaze çok daha genişmiş…

– Farklı sanat dallarından aklınıza kimler geliyorsa hepsini okuduk. Ayrıca Türkiye’ye mâl olmuş iş adamları, siyasetçiler, milletvekilleri…

SAMİMİ OLDUĞUM SANATÇILAR BENİ SAYFASINDA PAYLAŞMADI

Yorgunluğunuza değdi ama… Çok ilgi gördü yaptığınız kayıtlar.

– Tabii… Mesela Cem Yılmaz, Ajda Pekkan, Seda Sayan gibi isimler, sanatçı dostlarım, arkadaşlarım. Toplamda 30 milyona ulaştı izlenme rakamı.

Sizi hayal kırıklığına uğratan, emeğinizi boşa çıkaran isimler oldu mu?

– Bakınız Ajda Pekkan, bir süper star… Cem Yılmaz, üstüne yok. Onlar sosyal medya hesaplarında yer verdi. Ama çok samimi olduğum arkadaşlarım sayfasında paylaşmadı bile.

Kimler onlar?

– İsim vermeyeceğim.

Yıllardır sahnede taklidinizi yapan Ata Demirer’i de unutmamışsınız. Tanışmış mıydınız kendisiyle?

– Yok. Şimdiye kadar hiç karşı karşıya dahi gelmedik. Ama arkadaşlar izlemiş, “Gösteride bir taklidini yapıyor, inanamazsın” dediler.

Demiş ki “Arif Susam buraya gelene kadar her gösteride taklidini yapacağım”…

Bu vesileyle o buluşma da gerçekleşir belki…

– İnşallah. Kısmet…

Arif Susam yıllar önce yaşadıklarını anlattı: Kocamızı yoldan çıkarmak mı istiyorsun!

Arif Susam, torunu Arif’le birlikte poz verdi.

KİŞİLİK OLMADAN SES VE ŞARKI YETMEZ

Arif Bey siz hâlâ canlı performanslara devam ediyor musunuz?

– Pandemiden dolayı maalesef.

Peki sevilen bir sanatçı olmanın formülü var mı? Sadece iyi ses ve şarkı yetmiyor galiba…

– Kişilik… Şahsiyet… Çok güzel şarkı söylüyor, isim oluyor, fakat gel gelelim karakter sıkıntılı. Olmuyor o zaman. Hepsinin birbirini tamamlaması lazım.

18 YIL BOYUNCA ARALIKSIZ HER GÜN SAHNEYE ÇIKTIM

◊ “Şimdikiler ne ki, asıl bizim zamanımızda sahne çalışması yapılıyordu” mu diyorsunuz?
– Öyle demeyeyim de… Bazen gazetelerde okuyorum, bir sanatçı bütün yıl çalışmış, tabii ki Bodrum’da denize girmek, eğlenmek, dinlenmek hakkıymış. O da yıl boyunca haftada bir gün çalışmış yani… Düşünün o zaman 18 yıl boyunca her gün sahne yapmak nasıl olur?

◊ İyi ama o mekanı haftanın 7 günü doldurmak asıl mesele… Bugün haftanın her günü aynı ismi sahneye çıkarsa, mekanlar zarar eder.

– Tabii, orası öyle. Haftanın dört günü beni izlemeye gelenler vardı.

EKSTRALARA GİDEMEZDİM

◊ Her gün aynı mekanda çıkıyorsanız, farklı şehirlerdeki sevenlerinize nasıl ulaşıyordunuz? Ekstralar mı oluyordu?
– Yok, ekstra almıyordum. Müşteriler sırf benim için geliyordu. Yani onlar benim için ta kalkıp Tarabya’ya gelirken, ben biraz daha fazla kazanayım diye ekstra yapamazdım.

◊ Geniş kitlelere, her kesimden insana ulaşabilmenizin sırrı nedir Arif Bey?

– E commercial müzik yapıyorum ben Tülay. Mesela geldiniz, başka bir sanatçının şarkısını istediniz benden diyelim, hemen okurum. Repertuvarımda 2 bin 500’e yakın şarkı var.

◊ Her gün sahnede olmanın avantajı…

– Ve yılların vermiş olduğu birikim. Ben aynı zamanda İstanbul Konservatuvarı Klasik Batı Müziği bölümünde 8 yıl öğrenim gördüm. Daha önce de orkestra şefi olarak çalışıyordum. Füsun Önal yeni çıkmıştı, ona eşlik ediyordum. Rahmetli Esin Engin’inden tut Ertan Anapa’sına kadar yani pek çok sanatçıya eşlik ettim. Sonra askere gittim. O dönem Ferdi Özbeğen çıktı. Piyanist şantör furyası patladı. Yani bizim tarzı Türkiye’ye yayan o oldu. Askerliğim bitince dedim ben de tek başıma söyleyeceğim. Derken Şahin Özer’le tanıştım. Bir taverna kaseti yaptık. Adı da “Tavernada Yıldönümü”… 1.5 milyonu geçti düşünebiliyor musun?

◊ Ama herkes evlerde kendi tavernalarını yaratıyorlardı.

– Aynen öyle.

Arif Susam yıllar önce yaşadıklarını anlattı: Kocamızı yoldan çıkarmak mı istiyorsun!

O ŞARKIMA TEPKİ BÜYÜK OLDU: “KOCAMIZI YOLDAN ÇIKARMAK MI İSTİYORSUN!”

◊ Yalnız benim aklımda bu albüme almadığınız bir şarkı var; “Evliler de Sevebilir”… Hele de o yıllar için çok riskli bir çıkış değil miydi? Sözleri tepki çekmedi mi?
– Of of of, hem de ne tepkiler geldi. O dönem Şahin Özer’de, Özer Plak’taydım. Bahsettiğiniz şarkının sözünü de sevgili Aşkın Tuna yazmıştı, koyduk albüme. Koymaz olaydık (gülüyor). Herkes firmayı arıyor. Yüzde 90’ı da kadınlar.

◊ Ne diyorlardı?

– “Evliler nasıl sevebilir? Kocamızı yoldan mı çıkarmak istiyorsunuz yani”… Ama ne tepki… Çünkü işlerine gelmedi. Gerçi aynı şarkı restorana sevgilisiyle gelen evli erkeklerin bir hoşuna gidiyordu ki sormayın.

◊ Bizim işimize gelen şarkılarınız da vardı ama… “Sıktı mı Canını” mesela…
– “Sıktı mı canını kov gitsin, unutursun… Aramaya kalkarsan daha neler bulursun”… O şarkı da patlama yapmıştı. Zaten bugün bile sahnede hareketli parçalara başladım mı “Arif abi şu ‘Sıktı mı Canını’yı çal da coşalım” diyorlar.

BİZİM İŞİMİZ COŞTURMAK

· Pandemiden önce en son nerede program yapıyordunuz?
– Belli bir yer yoktu. Ekstralara gidiyordum. İzmir’e gidiyorduk mesela, Ankara’ya, Antalya’ya, Adana’ya…

· Tarabya’daki gibi mekanlar var mı hâlâ?
– Tabii ki… Yemekli restoranlar çoğunlukta artık. İnsanlar masa aralarında bile oynuyor.

· Onu diyorum işte, pist diye bir şey kalmadı. İnsanlar artık masa aralarında, oldukları yerde oynuyor.
– Yooo, pist her zaman var. Daha modernleşmiş halleri şimdikiler. Pistte yer bulamayanlar masaların aralarında oynuyorlar. Bizim işimiz coşturmak.

· Yeni jenerasyon da bu eğlence tarzını benimsiyor mu?
– Fazlasıyla… Sosyal medya işimize yaradı.

Benzer Haberler
Yorum Yap
Yorumlar (0)
Henuz hic yorum yapilmamis, ilk siz yapin.