Anayasa Mahkemesi’nin Kanal İstanbul kararı resmi gazetede!

Kanal İstanbul ve benzer projelerin yap-işlet-devret modeli ile yürütülemeyeceğini savunan CHP konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştı. Mahkeme’nin gerekçeli kararı resmi gazetede yayımlandı.

Anayasa Mahkemesi’nin, Kanal İstanbul Projesi’nin, yap-işlet-devret modeli kapsamına alınmasına imkan tanıyan kanun maddesinin iptal istemini oy birliğiyle reddetmesine ilişkin kararın gerekçesi Resmi Gazete’de yayımlandı.

TBMM’de 26 Temmuz 2018’de kabul edilen bedelli askerliğe yönelik düzenlemenin de olduğu torba yasada Kanal İstanbul ve benzeri su yolu projelerinin yap-işlet-devret modeli kapsamına alınmasına yönelik yasal düzenleme de yer alıyordu.

Bu madde ile “Kanal İstanbul ve benzeri su yolu projeleri” yap-işlet-devret modeli kapsamına alınmıştı. CHP, bu maddenin iptali ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş, Yüksek Mahkeme, oy birliğiyle düzenlemenin iptal istemini reddetmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin oy birliğiyle aldığı kararın gerekçesi Resmi Gazete’de yayımlandı. Gerekçede, kamu kurum ve kuruluşlarınca ifa edilen ileri teknoloji yahut yüksek maddi kaynak gerektiren bazı yatırım ve hizmetlerin yap-işlet-devret modeli çerçevesinde yaptırılmasını temin etmek maksadıyla çıkarılan 3996 sayılı Kanun’un dava konusu kuralı da içeren 2. maddesinde yasanın kapsamının düzenlendiği söylendi.

“Kanun koyucunun takdir yetkisinde”

Dava konusu kuralla Kanal İstanbul ve benzeri su yolu projelerinin 3996 sayılı Kanun kapsamında yap-işlet-devret modeli çerçevesinde sermaye firmalarının yahut yabancı firmaların görevlendirilmesi suretiyle gerçekleştirileceğinin hükme bağlandığı hatırlatılan gerekçede, bu projelerin hangi taktikle gerçekleştirileceğinin ve buna ilişkin sözleşme usul ve esaslarını tespit edilme yetkisinin anayasal güvenceler gözetilmek kaydıyla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunduğunun açık olduğu vurgulandı.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesinde, kuralın, ‘sunulması planlanan hizmetin ve gerçekleştirilecek yatırımın gereklerinden hareketle özel sektörün kaynak ve sermayesinden yararlanılmasının anayasal olarak sınırlandırıldığı bir alanda düzenleme yapmadığı’na işaret edildi.

Gerekçede, “Bu bağlamda Kanal İstanbul ve benzeri su yolu projelerinin büyük finansman ve ileri teknoloji gerektirmesi halini göz önüne alan kanun koyucunun -kuralın gerekçesinde de ifade edildiği şekilde- bu projelerin ileri teknolojiye, günümüz ihtiyaç ve koşullarına uygun biçimde hızlı, etkin ve verimli bir şekilde gerçekleştirilebilmesini, projelerde özel sektörün tecrübe ve sermayesinden faydalanılmasını, rekabet gücünün artırılarak proje maliyetlerinin düşürülmesini amaçladığı anlaşılmakta olup söylenen amacın kamu faydasına aykırı bir yönünün bulunduğu söylenemez” tespiti yapıldı.

Çevre üstündeki negatif etkileriyle alakalı iddialar

Dava dilekçesinde, Kanal İstanbul olarak isimlendirilen projenin çevre üstündeki negatif etkileri nedeniyle Anayasa’ya aykırı olduğunun ileri sürüldüğü de hatırlatılan gerekçede, şunlar kaydedildi:

“Kuralda yalnızca anılan projenin gerçekleştirilebilmesi hususundaki taktik tespit edilmiştir. Kural, projenin çevresel etkilerinin ortaya konulmasını, bu yönde lüzumlu çalışmaların yapılmasını, çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin engellenmesi için mecburi, etkili ve işlevsel önlemlerin alınmasını önleyen bir ifade ve içerik taşımadığı gibi kuralın projenin gerçekleştirilmesi bakımından tarım arazilerinin, çayırların, meraların, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının, ormanların ve genel itibarıyla çevrenin korunmasına yönelik anayasal ilke ve kurallara uygun hareket edilmesi mecburiyetini ortadan kaldıran bir yönü de bulunmamaktadır.

Ayrıca Anayasa Mahkemesinin 2016/133 asıl sayılı kararında da belirtildiği biçimiyle su yolu, idarenin düzenleyici işlemi niteliğinde olan imar planı kararıyla yapay olarak oluşturulduğundan aslında imar planının da bir parçası olup su yolunun planlama ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu iddiasıyla imar planının iptali talebiyle idari yargı mercilerinde dava açılmasına da herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bu itibarla Kanal İstanbul ve benzeri su yolu projelerinin gerçekleştirilme taktiğinin tespit edilmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup kamu faydası dışında bir maksat gözettiği de saptanamayan kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.”

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı