Ali Babacan canlı yayında erken seçim tarihi verdi!

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, katıldığı canlı yayında erken seçimle alakalı dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Babacan, “2022 senesinin ilkbahar ya da sonbaharında erken seçim bekliyoruz. Ocak ayından itibaren iletişim çalışmalarına başlıyoruz. Halkımızın yüzde 50’si henüz bizi tanımıyor” ifadelerini kullandı.
Takip et
Ali Babacan canlı yayında erken seçim tarihi verdi!
  • Yazdir
  • Arttir - Azalt
  • Yorum 0

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Haber türk TV’de Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında soruları cevapladı. Son dönemde erken seçim yapılacak iddialarıyla alakalı konuşan Ali Babacan, seçimin ne zaman yapılacağıyla alakalı tahminde bulundu.

“2022 SENESININ İLKBAHAR YAHUT SONBAHARINDA SEÇİM OLABİLİR”

Erken seçimle alakalı konuşan Babacan, “Oysa ki bizim partimiz yalnızca ve yalnızca vatandaşlardan gelen gelirlerle dönüyor. Bu işin görünürlüğü biraz da reklam bütçesiyle oluyor. Bugüne kadar arzu ettiğimiz ne varsa yapabildik. Ocak’tan itibaren ülke yokuş aşağı seçime doğru gidecek ülke. Tahminimiz 2022’nin ilkbaharı ya da sonbaharında seçim olabilir. Bizim Ocak’tan itibaren iletişime daha fazla ağırlık vermemiz gerekiyor. Biz bir gönüllülük sistemi kurduk. Bize gelenler çok istiyorum ama yarın çocuğum mülakat sınavına girecek, o yüzden mensup olmaya korkuyorlar. Ak Parti üyeliğinden çıkıldığı andan itibaren hemen telefonlar geliyor. Bizim ilçe başkanımız ayrılmış e-devlet üstünden, telefon geliyor ‘Siz galiba yanlış bir iş yapmışsınız, emin misiniz, biz bunu düzeltiyoruz’ diyorlarmış. Bizim kaç adet ilçe başkanımız zor kurtuldu AK Parti üyeliğinden. E-devletten ayrılıyorlar, iki gün sonra bakıyorlar tekrardan mensup yapılmışlar.” ifadelerini kullandı.

METİN GÜRCAN’LA İLGİLİ İDDİALARA CEVAP VERDİ

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın sorulara verdiği cevaplardan öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Türkiye’de dış politikada ve dış güvenlik meseleleri partimiz kuruluncaya kadar muhalefetin fazla eleştiri getirmediği bir alandı. Hükümetin her yaptığı zımnen de olsa doğruymuş gibi yaklaşım vardı. Biz o geleneği bozduk. Dış politikada da hatalar yapıldığını söyledik. Son tezkerede ittifaktan bir parti oy vermedi. Biz bu geleneği yıkmakta mühim fonksiyonlar gördük diyerek düşünüyorum. Hatalara göz alıcı bir biçimde uyarılarla yaklaşmak gerekiyor. Metin Gürcan Bey partimizin kurucu mensuplarından birisi. Uzmanlık alanı dış politika ve dış güvenlik. Metin Bey, partimiz kurulmadan önce de o işi yapıyordu. Televizyonlarda yorum, talep üstüne analiz yapma. Bizim bildiğimiz tüm bu çalışmalarını açık kaynaklardan derleyip şahsi analizi hale getirip, Metin Gürcan imzasıyla yayınlamak. Yaptığı iş buydu. Bildiğimiz kadarıyla Metin Bey’in herhangi devlet sırrında gizli bilgiye erişme, ulaşma olanağı yok. Çünkü devlette çalışmıyor. Devlette çalışıp da bu bilgiyi dışarıya taşısa casusluğun tanımı bu. Metin Bey’in çalışmaları açık kaynaklardan derlenen toplanan bilgiye dair çalışmalar. Kendisi bu meselelerde en sert çıkışı yapan isim. Belki de birilerinin rahatını, huzurunu kaçırıyordur.

“DOSYANIN TÜMÜNE BAKIP BÜYÜK RESMİ GÖRMEMİZ GEREKIR”

Dosyanın henüz içeriğini bilmiyoruz. Bahsettiğiniz bilgiler bugün anladığım kadarıyla emniyet ve savcılıktaki ifadelerden. Ben henüz ayrıntılı okumadım. Hukukçu arkadaşlarımız konuyu yakından takip ediyor. Her alanda uzmanlaşmış hukukçu arkadaşlarımız var. Ceza hukukçularımız, anayasa hukukçularımız var. Web sitesinden gönüllü hukukçu olmak için 2 bin müracaat var. Soruşturma gizli olduğu için ortaya çıkan bilgiler resmin tümünü göstermiyordur. Avukatlarımız inceleyecek ki, resmin tümünü görüp bir kanaat yaratalım. Ben ‘hukuken yakın takipteyiz, hukuki destek olarak Metin Bey’e sonuna kadar destek veririz, çünkü masuniyet karinesi var. Eğer bu siyasi bir operasyonu ise o zaman da bu tür operasyon bize işlemez, DEVA kadrolarını korkutmaz, yolumuza devam ediyoruz’ dedim. Gizli soruşturma dosyasıyla alakalı bir miktar daha bilgi geldikten sonra görüşümüzü açıklayabiliriz. Bizim parti içi genelge ile 4 danışmanımız var ama Metin Bey o arkadaşlardan değil. Fakat Metin Bey raporlarıyla bize destek veriyor ve ben de istifade ediyorum. Bizde çalışan herkes gönüllüdür. Konunun ayrıntılarını öğrendikten sonra siyasi değerlendirmeyi partimizin yetkili organlarıyla kuşkusuz yaparız. Dosyaya hakim olmadan bir şey söylememiz çok zor. Biz siyasi içerikli konularda arkadaşlarımızın sonuna kadar yanında dururuz; ama hukukun üstünlüğüne saygımız var. Bağımsız ve tarafsız olarak yargı sürecinin işlemesi mühimdir. Savcılık sürecini şu anda izliyoruz.

“VATANDAŞLARIMIZIN YÜZDE 50’Sİ HENÜZ BİZİ TANIMIYOR”

Bizim sahadan izlenimimiz kabaca oy verecek vatandaşlarımızın üçte biri DEVA Partisi’nden haber siz. Türkiye geneline baktığımızda seçmenlerin yüzde 50’si DEVA Partisi’ni kuran Ali Babacan ve arkadaşları olarak biliyor. Ama illere, ilçelere gittiğimizde alaka ilgi çok çok iyi. Cumartesi günü Kağıthane’de idik. Vatandaşlarımızın alakası, sevgi ifadesi. Kaç kere otobüsümüzü durdurdular. Yüzde 30’u eski AK Parti’ye oy verenler. Diğerleri öbür partili vatandaşlarımız. Biz Türkiye’nin yarınları konusunda insanları buluşturuyoruz. Türkiye için aynı hayali besleyen insanlar bizi destekliyor. Bizim üstümüze düşen daha fazla görünmek, bilinmek. Şu anda mecliste olan 5 siyasi partinin hepsi Hazine’den yüksek destek alıyor.

“REKABETÇİ KUR DEMEK İŞ GÜCÜNÜN UCUZLAMASI DEMEKTİR”

Üç aydır Türkiye şunu yaşıyor. Merkez Bankası Eylül’de faiz indirme sürecine, kur sıçradı A’dan Z’ye her şeye zam geldi. Ekim’e ve Kasım’da faizler indi gene her şeye zam geldi, kur sıçradı. Aralıkta Merkez Bankası kur gene sıçrarsa yaşam pahalılığı olarak yansıyacak. Yeni ekonomik modelden bahsediliyorsa onun neticesi şu anda ortada. ‘Bir bildiğimiz var’ diyorlar ya. Bildikleri bir şey yok. Yalnızca zihni sinir projesi, akıl dışı bir teoriyi uyguluyorlar. Doları satmalarına karşın tutamayınca, rekabetçi kur demeye başladılar. Rekabetçi kur demek, kurun yükselmesiyle Türkiye’de iş gücünün ucuzlaması demek. Bugün asgari ücret Çin’den daha düşük. 12.80’lik dolarla hesap ettiğinizde belki Arnavutluk’un da altına indik. Bir modelden bahsedeceksek, yapıp ettiklerine model kılıfı geçirmek istiyorlarsa, bu halkın fakirleşerek daha fazla ihracat yapılmasıdır. Eğer halk daha da fakirleşsin, satın alma düşsün derseniz belki ihracatı biraz arttırabilirsiniz. İçeride vatandaşlarımız tüketmedikçe, içeride ekonomik koşullar dönmedikçe arzu ettiğimiz büyümeye kesinlikle ulaşamayız. Merkez Bankası’nın faizlerini düşürdüler. Aynı dönemde Hazine’nin borçlanma faizi arttı.

“NOBEL ÖDÜLLÜ İKTİSATÇILAR GELSE EKONOMİYİ DÜZELTEMEZ”

Faizler düşerken Türkiye’nin borçlanma faizi artmış. Hazine’nin dışarıdan borçlandığı paranın faizi artmış vaziyette. Borçlanma faizi piyasada oluşuyor. Hazineleyle borçlanıyor. İkinci el piyasada da devamlı olarak ikinci el tahvillerin faizini görüyorsunuz. Hazine’nin daha pahalı borçlandığı bir ülkede büyümeyi nasıl sağlayacaksınız? Hazine baştan kabul ediyor ki, bu ülkede 5 sene boyunca ne enflasyon düşecek ne faizler. Merkez Bankası’na talimatla faiz düşürüyorsunuz, Hazine bugün yüzde 21-22 faiz ödeyecek. Hani faize karşıydılar. Eğer nas ise azı çoğu yok ki bu işin, sıfırla. Merkez Bankası sıfır faizle para veriyorum derse herkes Dolar alacak. Şu anda piyasa fiyatlama yapamıyor. Piyasa dövize fiyatlama koyamıyor. Bu ekonomi gerçek bilim alanı. Aynı zamanda sosyoloji, psikoloji, siyaset bilimi ile iç içe alan. Aklın ve rasyonalitenin gereğini yapmayınca düzelmesi mümkün değil. 10 adet Nobel ödüllü iktisatçıyı getirsinler, ekonomiyi emanet etseler, onlar dahi Türkiye ekonomisini gerçek manada düzeltemezler. Türkiye’nin dışındaki yanlış ve saçmalıkları geliyor ekonomiyi vuruyor. Bir de hukuk ve adalet meselesi var. Türkiye’de gerçek manasında hukuk devleti olmayınca ekonomiyi düzeltmek mümkün değil. Uzun vadeli yatırımcılar güvenin olmadığı yere yatırım yapmazlar. Yalnızca düzgün ekonomi politikaları değil hukuk, adalet, eğitim gibi her alanda köklü revizyon gerekiyor. En önemlisi hukuk.

“GEZİ OLAYLARI ÖRGÜTLERİN ARAYIP DA BULAMADIĞI ZEMİN OLDU”

2013’den sonra ne oldu? Gezi olaylarından sonra Türkiye’nin daha otoriterliğe evrildiği yerdir. Ben o zaman Bakandım. Dediler ki, ‘Burada hazır park var, gençler burada bina görmek istemiyorlar’ şeklinde konuştu. Sayın Arınç da kabinedeydi zannediyorum yahut Meclis Başkanıydı. Bakanların aşağı yukarı hepsi ‘yanlış yapıyorsunuz, çağıralım bir konuşalım, gençleri çağıralım’ şeklinde konuştu. Bu kadar inat ve ısrar olur mu? Sonra o çevreci hareket siyasallaştı, bazı örgütlerin arayıp da bulamadığı zemin haline geldi. Neticede ısrar ve inatla o gün Başbakan, sayın Erdoğan ‘hayır’ şeklinde konuştu. Söylüyoruz ‘hayır’ diyor. 2013’ün öyle bir özelliği var. 17-25 Aralık’ta 2013’de oldu. FETÖ o zaman terör örgütü olarak tanımlanmıyordu. Şuanda FETÖ diyoruz. Onların yargının, polis teşkilatına girip kumpas yapması. Ben o gün ‘mini darbe girişimi’ demiştim. Sonra darbeye kalkıştılar. Demek ki seçilmiş bir hükümete kumpas kurulabiliyor. Güvenlik birimleri içinde, yargıda çalışabilecek yapı. Alın size büyük risk. Bir başka 17-25’de yolsuzluk iddiaları ve o iddiaların üzerine gidilmemiş olması. Meclis tutanaklarında 17-25 Aralık’tan sonraki bütçe görüşmelerinde kapanış konuşmayı ben yaptım. Hükümet ismine konuştum. 1 saatlik konuşma. Dedim ki, “Burada bir kumpas vardır, iki kumpasın üstüne sonuna kadar gidilmelidir, burada yolsuzluk iddiaları vardır, bunun da sonuna kadar gidilmelidir” Bir ülke düşünün kü, hükümetin kontrolü dışında güvenlik, istihbarat, kolluk güçleri ve yargı üzerinde seçilmiş hükümetin dışında bir şeyler yapabiliyor. FETÖ’nün dış kuvvetlerle işbirliği daha sonra gün yüzüne çıktı. Bir Körfez ülkesi bunların işbirlikçisi olduğu ilan edildi. Hükümetin bakanları bunları açıkça ilan etmedi mi? Sonra ne oldu da ilişkiler düzeldi, anlamadım.

“SURİYELİLERİN MALİYETİ TÜRKİYE EKONOMİSİNİ BELİRLEMEZ”

Taraflardan birbirinin kendi aralarında bir şey demesinin bir manası yok. Bu ülkenin kaderiyle alakalı mesele bu. O gün ilişkileri niye bozdunuz, bugün niye düzelttiniz, bunu bilmek bizim hakkımız. O gün FETÖ’ye destek verdi diyerek iddiada bulunduysanız, çıkın şuanda bunu anlatın. Bunu bakanlarınız belirtti. Madem vatandaşa o zaman duyurmuştunuz, şuanda ne oldu bunu da duyurun. 10 milyar dolara değişilir mi bu iş? Bizim bütçemizde Türkiye’de yaşayan Suriyelilerle alakalı harcamalar belli. Yurt dışındaki yardım destek belli. Bütçeye baktığımızda çok büyük rakam görmüyoruz. Suriyeliler gelirken sayın Erdoğan çıktı, 30-35-40 milyar şeklinde konuştu. Zımni maliyet diyerek bir şey var. Gölge bir maliyet ve bunun üstünden çıkarıyorsunuz. Fiili maliyet o kadar yüksek değil. Üstelik çalışıp da kazanan Suriyeliler de var. AB’den gelen hibe de var. Suriyelilerle ilgili ekonominin, Türkiye’nin ekonomisiyle alakalı olmadığını düşünüyorum. Bu ülke kuvvetli bir ülke. Suriyeliler geldiğinde yeni bir okul inşa etmedik ki. Dolayısıyla yeni bir yatırım yok. Bu işin yalnızca cari giderleri var. Sosyal destek, yardım var. Türkiye gibi ülkelerin ekonomisini bunlar belirlemez. Aslolan öngörülebilirlik ve güven ortamıdır.

“BÜYÜK İHRACAT ARTIŞLARI FAKAT YENİ YATIRIMLARLA OLUR”

Merkez Bankası bağımsız olsa, kendi para politikasını kendisi açıklasa. Şu anda kendisi açıklıyor gibi görünse de ona talimat veren Cumhurbaşkanının kendisi. Hatta kendisi belirtiyor. 3 Para Politikası Kurulu mensubu atıldı, yerine itiraz etmeyecek adlar kondu. Fazler ne kadar düşükse o ülkenin büyüme potansiyeli, imalatı, tüketimi artar. Normalde alamayacağı evi küçük küçük taksitlerle öder. Faiz düşünce insanlar çok yatırım yapar. Parayı kazanır, düşük faizle borcunu öder. Ama faiz talimatla düşmez. Güven ortamı oluşturursunuz fakat o zaman düşer. Paranın bol olduğu dönemde güven de varsa zaten faiz düşer. Yüksek kur ille ihracatı artacak diyerek bir tabir var. Büyük ihracat artışı yeni yatırımlarla olur. Biz 12 bin 500 doları gördük, o refahı yaşadık. Sonra 8 bin dolara düşünce millete anlatmak zor. İki gün önce İstanbul’da birkaç gençle bir araya geldik. Üniversite 1’de iken burslarımı biriktirdim 15 gün Avrupa’da tatil yaptığını belirtti. Şu anda mümkün mü? Biz insanları yoksulluğa razı edeceğiz, ucuz işgücüyle daha fazla üreteceğiz deniliyorsa öyle bir büyüme modeli batsın, yazık! Ekonomi büyüsün ama bu büyümeden herkes payını alsın. Ekonomi insan için var.

“BENZİNİN 9.99’U GEÇECEĞİ KİMSENİN AKLINA GELMEZDİ”

Bu dövizdeki artış A’dan Z’ye her şeye zam olarak yansıyor. Mazot katlayarak gidiyor. Dün şehir merkezinde İstanbul’da benzinci gördüm. Benzinin fiyatı 0000 yazıyordu. Çünkü 10 bin lira olmuş, artık sığmıyor. Benzinin 9.99’u geçeceği insanların aklına gelmemiş. Şuanda enflasyon çift haneye kilitlendi artık inmiyor. Hiperenflasyonun tanımı farklı. Teknik olarak Türkiye’deki enflasyona hiperenflasyon dememiz doğru olmaz. Ama yanlışta ısrar olursa hiperenflasyon olur tabii ki. Küresel krizden 6 ayda ülkeyi çekip çıkartmamız tüm dünyanın teslim ettiği başarılar. Sayın Erdoğan ‘Biz ekonominin kitabını yazdık’ diyor. Kitabını yazdığı hangi dönem? Bizim iş başımızda olduğumuz dönem. Toplam 11 sene. 3 dönem dolana kadar ben hükümette bakan olarak görev aldım. Bir başarısızlık varsa o gün Başbakan ‘Sen yapamıyorsun’ derdi. Uluslararası toplantılarda ‘Türkiye başarı örneği’ diyerek tescil edildi. O döneme laf edenler kendi kredibilitesinden yer. 11 senede ortak akıl ve istişare çalışılmış. Ülkenin ekonomisi büyümüş. Ülkenin borcu büyümeden daha az artmış. 2013’ün sonunda IMF’ye borcu sıfırladık. 19 kere bu ülke IMF ile stand by anlaşması yapmış. Biz tertemiz tamamladık. Son transferi yapıp, IMF’e borcu sıfır yaptık. Bugün DEVA Partisi insanların güveni ve desteğini kazanan bir partisi olmuşsa düzgün bir kadroyla çıkmamızın yanı sıra geçmişte iyi işler yapan bir kadro olmamızın da payı büyüktür.

“SAYIN DAVUTOĞLU’NA DESTEK VERMEMİN EN ÖNEMLİ SEBEBİ”

Sanayi ve gayrimenkul piyasası arasındaki dengenin bozulmaya başladığı anda hemen açıklama yaptık. 2011’den sonra hızlandık. Önce uyardık, ‘ekonominin dengesi bozuluyor’ dedik. İmar değişikliğiyle gayrimenkulde rant sağlandığı için. Ülke dövizle borçlanıp da yatırımı döviz üretmeyen bir yere yaptığında illa ki bir kriz olur. Hemen yasal düzenlemeler yapmaya başladık. İmar rantlarının vergilenmesi. Tamamının yasası hazırladık. O zaman sayın Erdoğan’a sunduk, tamamı reddedildi. Çünkü o kadar güzel paylaşılıyor ki bu rant. O güçlü lobiye karşı başarılı olamadık. Sayın Davutoğlu Başbakan olmadan önce bu konuları önemsedi. Benim kendisine Kasım seçimlerinde destek vermemin en mühim nedeni budur. Gerçekten de sahip çıktı. Ama Kasım seçimlerinden sonra Başbakanlığı 6 ay sürdü. O kadar büyük rant ki, buna karşı duran Başbakan da olsa, yıkıp geçtiler. Ama üzüldüğüm şu oldu, o zamanlar benim aleyhimde ilanlar verilmişti, sayın Erdoğan da ona destek verdi.

“PARİS SÖZLEŞMESİ’NE ATILAN İMZAYA KİM İNANABİLİR Kİ?”

Türkiye’nin dijital dönüşüm ve teknoloji, yüksek katmanlı imalata geçemedi. Biz DEVA Partisi olarak en son eylem planımızı dijital teknolojiyi açıkladık. Siyasi ahlak kanunu 6’lı masanın gündeminde. Siyasi etiği parlamenter sistem çalışmasını gündeme aldık. Siyasi ahlak, siyasi etik meselesi uluslararası kuruluşların Türkiye’nin de taraf olduğu anlaşmaların bir parçası. Avrupa’da 28 ülkenin kabul ettiği kurallar var. Türkiye uluslararası imza atıldığı anlaşmaya uymuyor. İstanbul Sözleşmesi’nden tek bir imza ile çıkıyor sonra Paris Anlaşması’na imza atıyor. Buna kim inanır ki?

“TÜRK LİRASI ŞU ANDA TARİHİNİN EN DİP NOKTASINDA”

Sanayici ve esnaf elindeki stoka kadar dayanabilir. Yeni mal alınca fiyatlarına yansıtmak zorundadır. Esnaf ‘malını satayım, borcumu ödeyeyim’ derdindeyse eski fiyata satar. 100 TL’ye sattığı malın yenisini 130 TL alacaksa sermayesinden yer, ama borcu varsa mecbur satar. Elektrik, kira arttı. Pandemide çok büyük borç biriktirdi esnaf. Pandemi döneminde kendi vatandaşına en az yardım yapan ülke oldu. Bol bol kredi verildi. Esnaf yüksek maliyetlerle de olsa işini çevirmeye çalışıyor. Biz esnaf, çiftçinin üstündeki borç yükünü nasıl çözeceğiz, tamamını hazırladık. TL şu anda tarihinin en dip noktasında. 1 Ocak 1994 tarihi de dahil olmak üzere. Türk Lirası hiçbir zaman bu kadar kıymetsiz olmamıştı. Doğru politikalar uygulanırsa akın akın döviz gelir Türkiye’ye, o parayı koyacak yer bulamayız.

“TÜRKİYE’NİN İLK 90 DAKİKADA YAPACAĞI İŞLER VAR”

Bugün hemen yapılacak işler var. Yargının bağımsızlığını temin etmek. Hükümet kurulur yeni hükümet ilk 90 dakikada bunu açıklar. Hakim ve savcılara ‘artık bizden size talimat gelmeyecek’ diyeceksiniz. Yargının bağımsızlaştırılması, basın özgürlüğü, gençlerimizin rahat nefes alması ilk 90 dakika. Bugün üniversite hocası ‘O kadar üzülüyorum ki, felsefe derslerinde öğrenciler soru sormuyorlar, susuyorlar, korkuyorlar’ şeklinde konuştu. Basına dönüş ‘kıymetli basın mensuplarınız artık özgürsünüz, artık hiç kimsenin patronunu arayıp da işten kovdurtmayacağız’ diyeceksiniz. Hakaret, nefret suçu olmaması lazım tabii ki. Bu işler 90 dakikada düzelir. Gençlere ‘sosyal medyada özgürce paylaşın, kimse size ilişmeyecek’ deyin.

“ÖZELLEŞTİRME GELİRLERİ İLE ESKİ BORÇLARI KAPATTIK”

Bizim özelleştirme programı, özellikle ekonominin en zor, kaynağa ihtiyacı olan dönemde gerçekten önemliydi. Özelleştirmeden gerçekten iyi satışlar yapıldı. Biz onu yalnızca ve yalnızca Türkiye’nin borcunu azaltmakta kullandık. Özelleştirmeden gelen gelirlerle eski borcu kapattık. Borcu düşük olan bir ülke olarak 2008-2009 krizinden kuvvetli çıktık. Borcu ödediğimiz anda o borcun faizinden de kurtulmuş olduk. Borç sırtta yüktü. Yükü atınca daha hızlı koşup, büyüyorsunuz. Bazı özelleştirmelerde tekel konumundaki firmaları özelleştirdiğinizde denetlemesini iyi yapmak zorundasınız. Türk Telekom, elektrik, enerji gibi. Buralar özelleştirildikten sonraki süreçler çok sağlıklı olmadı. Gerçi Telekom’un ilk satışından 6,5 milyar aldık. İlk alımda tamamen dışarıdan taze kaynak girdi, sonrası süreç iyi yönetilemedi. Tamamen Ulaştırma Bakanlığı’nın bünyesinde götürülen bir işti.

“YAP-İŞLET-DEVRETTELELER AÇIK VE ŞEFFAF YAPILMADI”

Daha sonraki süreç bazı konularda iyi yönetilemedi. Bir de yap-iş-devletler var. Bu projelerle ile verilirken oleler açık ve şeffaf süreçle yürümedi. Davet usülü yapıldı. Hazine’nin dahli oldukça az sayıdaki projede oldu. İki yahut üç projede şemsiye garanti verildi. Yatırımın ortasında deprem oldu, köprü yıkıldı falan. O tür vaziyetlerde projeyi kalan yatırım ve borcuyla devralmak gibi. Projenin hepsine garanti verilmezse bu sefer proje yapılamıyordu. 2007-2008’e kadar bu şekilde oldu. Neticede baktığınızda özelleşmenin hızlı gittiği dönemde biz öyle yönettik.

“TEZKERE GEÇİP TÜRKİYE’YE PARA GELECEK DİYE BİR ŞEY YOKTU”

Kapalı bir grup toplantısındaki görüşmelerden dışarıya bir haber sızdırması biçiminde oldu ama doğru değil. O gün AK Parti’de 363 milletvekili tezkere ile alakalı olarak konuşmamı dinledi. 1 Mart tezkeresinde kapalı grup toplantısında şunu dedim: “Türkiye’ye herhangi bir mali desteğin geleceğiyle alakalı almış değiliz. Tezkere geçecek Türkiye’ye para gelecek diyerek bir şey yok. Bu kararı verirken ekonomi ile alakalı kaygılar gündemde olmamalı. Tezkere geçmezse ekonomi batar diyerek bir şey yok”. Bir adet benim ses kaydımı, video kaydımı ortaya koyun. Gazete haberi içeriden yanlış aktarılan bir haber. Ben tekzip yapmıyorum. Hala da öyledir. İkinci bir kişi sorarsa ‘doğru değildir’ diyorum.

“ÜNİVERSİTELERİN YÜZDE 80’İ ‘YURT DIŞI’ DİYE KONUŞUYOR”

Geçen hafta Çorum, Yozgat, Sivas Tokat programı yaptım. İl başkanlarına üniversite öğrencilerin takıldığı mahalle varsa oralarda yürüyelim dedim. Bir kafeler yeri varmış. Cumhuriyet Üniversitesi’nde 60 bin öğrenci var. Gittik kafeler tıklım tıklım. Üçüncü kafeden geçerken masaya davet ettiler. Halka büyüdü, kalabalık oldu. Dedim ki, ‘okul bittikten sonra kaç kişi yurt dışında yaşamak ister kaç kişi Türkiye’de yaşamaya devam etmek ister’. Yüzde 80 yurt dışı şeklinde konuştu. Gerçekten çok karamsarlar. Daha 1. sınıf öğrencisi ‘iş bulamayacağım’ diyor. KPSS’den 80-90 alırım ama tanıdığımız yok dediler. Biz zaten mülakatı kaldıracağız. Gençlerin bir müddet yurt dışında çalışması yararlı. Ben ‘olanağı olan gitsin ama nasıl olsa Türkiye’de işler düzelecek, Türkiye’ye gelmek koşuluyla’ diyorum.

“BU KRİZDEN EN FAZLA 6 AYDA ÜLKEYİ DÜZE ÇIKARIRIZ”

2001-2002 krizinde bankalar batmıştı. İmar Bankası olayı vardı. Batık bankaların patronlarıyla alakalı gerekeni yapma kanunu çıkardık. O zaman bu sert kanun anayasaya aykırı mı deniliyordu. Sayın Sezer o zaman Cumhurbaşkanıydı. Gittim görüştüm. Sağ olsun o da şeklinde konuştu ki, ‘Sizin çalışmalarınızı takip ediyorum, meclisten geçirin onaylayacağım’ şeklinde konuştu. TMSF’yi bağımsız kurum yaptık, başına Ahmet Ertürk’ü koyduk. Gerçekten bağımsız yönetti. Biz o krizi çözmemiz 2 sene sürdü. Enflasyonu tek haneye indirdik, paradan 6 sıfırı attık. 2008-2009 krizini çözmemiz 6 ay sürdü. Bankalar sağlamdı. İyi bir iletişim gerçekleştirdik. Biz bu krizden en fazla 6 ayda çıkarız. Ama iyice batırırlarsa, gerçekten 2001-2002’deki vaziyete düşürürlerse biraz daha uzun sürer. Zamanında Türkiye’de iki krizi çözdük, bunun kitabını yazdık, kitabını yazdık.

“CUMHURBAŞKANI ADAYINI ŞİMDİDEN KONUŞMAK ÇOK ERKEN”

Şu anda çok erken. Bu Cumhurbaşkanı adaylığı meselesini gündemde olmasını yanlış buluyorum. Olabilecek adların dahi tartışılmasını yanlış buluyorum. Çünkü yıpranır, hiçbir ismi yıpratmaya gerek yok. Parlamenter sistemi çalışmamız gibi geçiş sürecini de çalışmamız gerekiyor. O geçiş sürecine uygun profilde bir Cumhurbaşkanı adayı gerekiyor. Tüm bunların bugünden çalışılması gerekiyor. İlkeler ve prensipler belirlenmeden Cumhurbaşkanı adayı adının konuşulması çok yanlış. Parlamenter sisteminde bizim partimizin genel başkanı Başbakan adayıdır, Başkanlık sisteminde bizim partimizin genel başkanı Başkan adayıdır.”

Benzer Haberler
Yorum Yap
Yorumlar (0)
Henuz hic yorum yapilmamis, ilk siz yapin.