1500 yıllık tarihiyle görkemli yapı Ayasofya’nın etkileyici hikayesi

Ayasofya ne zaman müze oldu? Sorusu, ülkemizde müze olarak hizmet veren ve dünyanın her yerinden milyonlarca insanın mutlaka ziyaret ettiği yer haline gelen Ayasofya’nın, camii olarak kullanıma açılma kararının çıkmasının sonrasında vatandaşlar tarafından merak edilmeye başlandı. Ayasofya, İstanbul’un en önemli simgelerinden biri. 1500 yıl boyunca ayakta kalmayı başaran bu başyapıt, görenleri büyülemeyi, hatta geçmişe götürmeyi başarıyor. Ancak bu başyapıtı çok beğeniyor olsak da, Ayasofya tarihi hakkında pek bir şey bilmiyoruz. İstanbul’un fethinin sonrasında Fatih tarafından camiye dönüştürülen Ayasofya ne zaman müze oldu? Geçmişten günümüze Ayasofya tarihi ile ilgili bilmeniz gereken her şey haberimizde...

Ayasofya, hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar için çok önemli olan dini bir yapıdır. Ayasofya tarihi boyunca yaklaşık 900 yıl katedral görevi gördü. İlerleyen yıllarda İstanbul’un fethinden sonra yaklaşık 500 yıl boyunca cami oldu. İşte yapıldığı günden bu yana Ayasofya tarihi hakkında bilmeniz gerekenler…

 İhtişamlı kilise Ayasofya’nın yapılışı

Ayasofya tarihi, tamamlanmış halini gördüğümüz Ayasofya’dan daha önce başlıyor. Bizans’ın ilk imparatoru Büyük Konstantin, Birinci Ayasofya‘nın inşa edilmesini istedi. Birinci Ayasofya’nın açılışını, 15 Şubat 360 tarihinde Büyük Konstantin’in oğlu II. Constantius yaptı. Ancak kilise 20 Haziran 404 yılında yakılarak tahrip edildi. Birinci Ayasofya yıkıldıktan sonra imparator II. Theodosius, bugünkü Ayasofya’nın bulunduğu yere İkinci Ayasofya‘nın inşa edilmesini istedi. 10 Ekim 415’te kilisenin açılış yapıldı. Ancak İkinci Ayasofya da ilk kilise gibi 23 Şubat 532 tarihinde yıkıldı.

I. Justinianus, 23 Şubat 532 tarihinde İkinci Ayasofya yıkıldıktan sonra günümüz Ayasofya’sının inşa edilmesini istedi. Kendisinden önceki imparatorların yaptıklarından çok daha ihtişamlı bir kilise inşa etmeyi hedefledi. İnşa sırasında kullanılması için yeni malzemeler üretmek yerine, imparatorluk topraklarındaki yapıların malzemeleri yontularak alındı. Böylece Ayasofya’nın inşası kısa sürdü. Ayasofya’nın yapımında Güneş Tapınağı ve Artemis tapınağı gibi nice yapılardan alınan malzemeler kullanıldı. Kaplama ve sütunlarda kullanılan renkli taşlardan yeşil porfir Yunanistan, sarı taş Suriye, kırmızı porfir Mısır, kara taş İstanbul ve beyaz mermer Marmara Adası kökenlidir. İnşasında on bin kişinin çalıştığı kilise bittiğinde başyapıt olarak görüldü.

Kilisenin yapımına 23 Aralık 532’de başlandı ve 27 Aralık 537’de tamamlandı. Böylece dünyanın en hızlı inşa edilen katedrali oldu. Kilisenin ilk mozaikleri ise 565 ile 578 yılları arasında yapıldı.

Ayasofya, yapıldıktan kısa süre sonra meydana gelen depremler yüzünden hasar aldı

1500 yıllık tarihiyle görkemli yapı Ayasofya’nın etkileyici hikayesi
Ayasofya yapıldıktan çok kısa bir süre sonra 553 Gölcük ve 557 İstanbul depremlerinde hasar aldı. Bu depremlerde ana kubbe ile doğu yarım kubbesinde çatlaklar belirdi. 7 Mayıs 558 depreminde ise ana kubbe tümüyle çöktü. İmparator kilisenin hemen onarılmasını ve yenilenmesini istedi. Bu sefer depremin olası etkileri göz önünde bulundurularak kubbenin yapımında daha hafif malzemeler kullanıldı ve kubbe eski haline göre 6.25 metre daha yükseğe yapıldı. 562 yılında yenileme çalışmaları bitti.

Ayasofya ilerleyen yıllarda hasar almaya devam etti. Ayasofya, 859 yangınında küçük yaralar aldı. 869 depreminde bir yarım kubbesi düştü ve 989 depreminde ana kubbede hasar meydana geldi. İmparator II. Basil, 989 depreminden sonra kubbeyi Ermeni mimar Trdat’ın onarmasını istedi. 6 yıl süren çalışmalardan sonra Ayasofya, 994 yılında tekrar halka açıldı. Ayasofya tarihi depremler ve yangınlar ile doludur.

Latin İstilası (1204–1261) sonrası

1500 yıllık tarihiyle görkemli yapı Ayasofya’nın etkileyici hikayesi
Venedik Cumhuriyeti’nin 41. Doçesi Enrico Dandolo tarafından kumanda edilen Haçlılar, Dördüncü Haçlı Seferi’nde İstanbul’u ele geçirip Ayasofya’yı yağmaladılar. Bu olayı Bizanslı tarihçi Nikitas Honiatis belgelemiştir. Ayasofya’dan Meryem’in sütü, İsa’nın sarıldığı bez olan torino kefeni, İsa’nın mezar taşından bir parça ve değerli eşyalar çalındı. Bu istilada Ayasofya, Roma Katolik Kilisesi’ne bağlandı. Bununla birlikte Latin imparatoru I. Baudouin, 1204 yılında imparatorluk tacını Ayasofya’da giydi. Ayasofya tarihi sadece doğal felaketler değil, acımasız istilalar da gördü.

Bizanslılar kontrolü geri aldıklarında Ayasofya harap olmuştu

1500 yıllık tarihiyle görkemli yapı Ayasofya’nın etkileyici hikayesi
Bizanslılar, 1261 yılında Ayasofya’nın kontrolünü geri almayı başardı, ancak olan olmuştu. Ayasofya tarihi yok olmak üzereydi. İmparator II. Andronikos, 1317 yılında eşinin mirasını kullanarak binanın doğu ve kuzey taraflarına 4 tane istinat duvarı yaptırdı. 1344 depreminde ve 1346 yılında yapının farklı yerlerinde çökme yaşandı. Kilise 1354 yılına kadar kapalı kaldı ve aynı yıl restorasyon çalışmaları yapılmaya başlandı.

Ayasofya ne zaman cami oldu? Ayasofya, Osmanlı döneminde cami oldu

1500 yıllık tarihiyle görkemli yapı Ayasofya’nın etkileyici hikayesi
Ayasofya, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden sonra camiye dönüştürüldü. Ayasofya o sıralar harap olmuş bir haldeydi. Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’nın temizlenmesini ve camiye dönüştürülmesini emretti. Caminin ilk minaresi Fatih Sultan Mehmet döneminde tuğla kullanılarak yapıldı. Diğer bir minareyi ise II. Bayezid yaptırdı. Kanuni Sultan Süleyman ise 16. yüzyılda fethetmiş olduğu Macaristan’dan iki dev kandil getirdi. bu kandiller mihrabın iki yanında durmaktadır.

Ayasofya tarihi boyunca sayısız onarım ve restorasyon çalışmaları gördü. II. Selim döneminde (1566–1574) cami yapısal olarak dayanıksız bir hal aldı. O yıllarda dünyanın ilk deprem mühendislerinden biri sayılan Osmanlı baş mimarı Mimar Sinan, camiye dış istinat yapıları (payanda) ekledi ve sağlamlaştırdı. Mimar Sinan ayrıca, kubbeyi sağlam bir hale getirdi ve hünkar mahfili ile birlikte binanın batı kısmına iki geniş minare yaptı. 1577 yılında ise güneydoğu kısmına II. Selim’in türbesini ekledi.

Ayasofya’ya Osmanlı döneminde müezzin mahfili, mermerden minber, vaaz kürsüsü ve hünkar mahfiline açılan bir galeri eklendi. I. Mahmud’un emriyle 1739’da bina restore edildi. Bu restorasyon ile birlikte bir kütüphane ile binanın bahçesine bir imarethane, bir medrese ve bir şadırvan ekletti. Aynı dönemde bunlara ek olarak yeni bir mihrap ve yeni bir sultan galerisi yapıldı.

Sultan Abdülmecit, Ayasofya’yı 1847 ile 1849 yılları arasında Gaspare Fossati ve kardeşi Giuseppe Fossati’ye restore ettirdi. Başlangıçta sütunlar, kubbe ve tonoz sağlamlaştırıldı. Daha iç ve dış dekorasyon yenilendi. Kazasker Mustafa İzzed Efendi’nin eseri olan önemli isimlerin hat sanatıyla yazılı olduğu yuvarlak dev tablolar yenilenip sütunlara asıldı. Daha birçok yenileme işlemi yapıldıktan sonra minarelerin boyları eşitlendi. Çalışmalar bittikten sonra Ayasofya Camii 13 Temmuz 1849’da halka açıldı. Ayasofya tarihi boyunca yapılan restorasyon çalışmalarının en etkili ve güzel olanları Osmanlı döneminde yapıldı.

Ayasofya, 1934 yılında müzeye çevrildi ve 1935’te halka açıldı

1500 yıllık tarihiyle görkemli yapı Ayasofya’nın etkileyici hikayesi
Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle Ayasofya, 1930 ve 1935 yılları arasında halka kapatıldı ve birtakım çalışmalar yapıldı. Yenileme çalışmaları sırasında Ayasofya’nın tekrardan kiliseye dönüştürülmesi istendi, ancak bölgedeki Hıristiyan popülasyonunun az olması bu ihtimali ortadan kaldırdı. Ayasofya, 24 Kasım 1934 tarihinde Bakanlar Kurulu’nun kararıyla müzeye dönüştürüldü. Müze 1 Şubat 1935 yılında ise ziyarete açıldı. Ayasofya’nın sistemli olarak incelenmesi, restorasyonu ve temizlenmesi ABD’deki Bizans Enstitüsü (the Byzantine Institute of America) adlı kurumun 1931’deki ve Dumbarton Oaks Alan Komitesi’nin 1940’lı yıllardaki girişimiyle sağlanmıştır. 2016 yılının Temmuz ayında Ayasofya Müzesi’nde düzenlenen Kadir Gecesi programında aradan geçen 85 yıldan sonra ilk defa sabah namazı ezanı okundu.

Ayasofya tarihi boyunca hem kilise, hem cami hem de müze oldu. Birçok farklı ırka ve iki ayrı dine ev sahipliği yaptı. Böylece Ayasofya tarihi ve ihtişamı ile herkesi büyülemeyi başardı.

Son olarak ise danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti

Böylece Ayasofya’nın tamamının ibadete açılması söz konusu oldu. Ayasofya’nın bir bölümü 1994 yılından beri ibadete açık ve 5 vakit ezan okunuyor. Caminin müftülük tarafından atanan kadrolu imamı da bulunuyor.

Ayasofya’nın mimari yapı özellikleri

Cankurtaran Mahallesi, Babı Humayun Caddesi numara 2/2’dedir. İstanbul’un, Fatih Sultan Mehmet ta­rafından alınışının bir alameti ve bir sem­bolü olan Ayasofya Camii kiliseden çevril­diği halde adı değiştirilmeyen tek abidedir.

Ayasofya’nın bir kilise olarak 15 Ekim 360 tarihinde yapılmış olduğu söylenir. Bir ayaklanma sırasında 20 Haziran 404’de ya­kılmış ve 416 yılında ibadete açılmıştır1. Yi­ne bir ayaklanma sonucu 532 tarihinde ye­niden yakılmış ve aynı yılın 23 Şubatında İmparator Justinyen tarafından Küdüste Hz. Süleymanın yaptırdığı mabetten daha büyük ve daha süslü olmasını düşünerek yaptırmaya başlamış ve yapı 27 Ocak 537’de bitirilerek bir törenle ibadete açıl­mıştır.

Daha birçok tamirler ve değişiklikler­le 29 Mayıs 1453 yılına gelen Ayasofya, bu tarihte cami haline getirildi. Güneşin doğ­duğu tarafa bakan absid (Mihrap) Kâbe’ye döndürülerek yeni bir mihrap yapıldı. Muhtemelen batı tarafında ve kubbenin ke­narında bulunan kubbeciklerden birinin üst kısmı delinerek buraya tahta bir mina­re oturtuldu.

Bundan sonra da şimdi tuğla minare diye anılan güneybatıdaki minare inşa edildi2.Kuzeydoğu yönündeki ince minare Sul­tan Bayezid döneminde yapıldı. 1506 yılında Camide bulunan Bizans Mozaikleri bada­na edilerek kapatıldı. Peçeviye göre Sultan Selim camiin büyük kubbesine ihtiyaten büyük ayaklar, iki minare ve iki âli medre­seler ile kendileri için bir türbe yaptırılma­sını emretmişti .Minber 16. yüzyıl işidir. Bütün devirlerde cami devamlı olarak tamir ve imar olunmuş, kiliseden değiştirilmiş camilere tatbik edilen usulle, o zindan gibi havasız ve karanlık yan cenahlara pencereler açılmıştır.

Sultan I. Mahmut 1739 yılında binaya bitişik olan ve içinde otuz bin kitap bulunan kütüphaneyi, 1740 yılında 18. yüzyıl Türk Mimarisinin güzel bir örneği olan şadırva­nı ve 1742 yılında da muvakkithane ile Sıbyan mektebini yaptırttı.

Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki en büyük tamiri 1847-1849 yılları arasında ya­pıldı. Bu iş İtalyan – İsviçreli mimar G. Fossati’ye verilmiş ve yıkılmak üzere olan bina büyük masraflarla onarılmıştı.

Ayasofya tek kubbeli bir basilikadır. Bir orta şahın ikiyan şahın bir mihrap ile birer iç ve dış son cemaat mahallinden meydana gelir. Binanın mihraptan impa­rator kapısına kadar uzunluğu 79,29 metre­dir. Bunlara iç ve dış son cemaat mahalleri ‘ eklenecek olursa 100 metreye yaklaşır.

Kubbe yüksekliği 55,6 metre ve çapı 67,70 metredir. Kubbe kasnağı 4 pandantif vası­tasıyla dörtgene çevrilir ve 4 büyük kemer vasıtasıyla 24,30 metre yüksekliğinde olan 4 asıl ayağa dayanır.

Camiin asıl sahnını kaplayan beyaz mermerler, Marmara adalarından, da­marlı pembe mermerler Afyonkarahisar’dan, porfirler mısırdan, yeşil Somakiler de Teselya ve Mora’dan sarı mermerler Ceza­yir’den, kırmızı porfir sütunlar da çeşitli eski mabetlerden getirtilmiştir.

Ayasofya’nın bu günkü yazıları, Ka­zasker Mustafa İzzet Efendinindir. 7,50 metre çapında dairevi çerçeveler içinde bulunan bu yazılar gereğinden fazla büyük görünmekle birlikte çok değerlidir.

Minberin kuzey tarafındaki geçitte ol­dukça güzel çinilerle süslenmiş bir duvar ve yine çiniden küçük bir mihrap vardır. Yan sahanlarda bütün tavan altın zeminli mozaiklerle kaplıdır. Yan duvarlar renkli mermerdendir, içteki son cemaat mahallinin tavlanı mozaik ve iki yan duvarları renkli taşlarla süslenmiştir. Kuzeyinde ve güneyinde birer kapı vardır. Kuzeydeki bahçeye, güneydeki ise bu günkü giriş ka­pısına açılır. Buradan asıl binaya dokuz kapı ile girilir. Bu iç mahalden dışarıdaki son cemaat mahalline de beş kapı ile geçi­lir. Kilise zamanında burası vaftiz edilme­mişlere mahsus bir yerdi.

Söylendiğine göre Ayasofya’ya Kadir geceleri altı bin kadar kandil yakılırmış. Eski kandillerden hiç bir örnek kalmamış­tır. Fatih Sultan Mehmet’le başlamak üze­re Sultanların Kadir gecelerinde teravih namazını Ayasofya’da kılmaları bir gele­nek olmuştu. Kadir gecesinde Ayasofya Camiinde namazı camiin birinci İmamı de­ğil Hünkâr İmamı kıldırırdı.

Bayram namazlarını da Ayasofya’da kılmak camiin tarihi boyunca bütün Müslümanlar için heyecanla özlenen bir iba­detti.

Fatih Sultan Mehmet, bu camiin Fatih Camii ve İstanbul’daki diğer camiler ile bir arada tanzim edilmiş vakfiyelerinde Ayasofya için kalabalık vazifeliler tayin et­miş, bunlara cömertçe vazifeler belirle­miştir. Ayrıca bedeni çürük ve dengesi bo­zuk yapıyı ayakta tutabilmek için büyük vakıflar te’sis etmişti. Burada, sayıları ol­dukça fazla imam, müezzin, vazifedarlar ve kayyımlar bulunduğu ifade edilmekte­dir.

Medreseye gelince, Aasofya’daki Fa­tih Medresesi, dış narteks (son cemaat ye­ri) e açılan esas kapılara karşı durunca, soldaki çıkıntı kütlenin hizasından başla­yıp soğuk çeşme sokağında, ihata duvarına kadar uzanıyordu. İlk yapının camiye biti­şik olmadığı ve orada binanın kuzey yüzüyle medrese arasında çatılı bir yol bulundu­ğu anlaşılmaktadır.Fatihin semaniye medreselerini toplaması üzerine öğ­retimi bir yerde toplanması burayı bir süre için metruk bırakmış, fakat II. Beyazid dö­neminde tekrar açılmıştı. Ekrem Hakkı Ayverdi’nin dilinden ifade edersek: 1934 yılında Ayasoyfa’nın müze haline getirilmesinden sonra müze müdürü tara­fından 1935 yılında ortadan kaldırılmış ve iz kalmaması için temelleri dahi sökülmüş­tür”.

Ayasofya haziresinde tarih sırasına göre ilk türbe, Mimar Sinan’ın en güzel eserlerinden olan II. Selim türbesidir. Ay­rıca Mimar Davut’un eseri olan III. Murat türbesi Dalgıç Ahmet’in eseri olan III. Mehmet Türbesi ile, Şehzadeler ve Sul­tan I. Mustafa, Sultan İbrahim türbeleri bulunmaktadır. Bu türbelerden her birinde Sultanların yakınları da yatmaktadır9. Ayasofya Camii, 1934 yılında müze hali­ne çevrilmiş ve halen aynı amaçla kullanıl­maktadır.

Bugün ise, 1991 yılında halka açık bir mescid haline getirilmiştir. Ezanlar tek minareye konan hoparlörle okunmaktadır. Son cemaat yeri olmayan mescidin, mihrap ve minberi ahşap olup, giriş ve sağa uzanan kısım erkeklerin, karşısındaki oda bayanların namaz kılma yeri haline getirilmiştir.
ÖZETLE: Ayasofya bugünkü haliyle Bizans İmparatoru I.Justinianus tarafından üçüncü kez 532 ile 537 yılları arasında eski Bizans şehir merkezine Bazilika temelli bir ibadethane olarak inşa edilmiştir. 537 yılından 1453 yılında gerçekleşen Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethine kadar kilise olarak işlevini sürdürmüştür.

Açıklanan Danıştay kararı sonrasında Ayasofya’nın müze olarak devam edip etmemesi konusunda belirsizlik son bulmuş oldu. Son birkaç aydır Ayasofya’nın
cami olara kullanılabilmesi için yürütülen kampanyalarla desteklenen proje Danıştay 10. Dairesi tarafından onandı. Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden
müzeye dönüştürülmesine dair 1934 yılında verilen kararı iptal etti ve Ayasofya’nın tapu belgesinde cami vasfı ile tescilli olduğunu ve değiştirilemeyeceği açıkladı.

AYASOFYA NE ZAMAN MÜZE OLDU?
Ayasofya’nın ilk inşaatı tarih kitaplarında yazan bilgilere göre Roma İmparatorluğu’nun ilk hükümdarı Büyük Konstantin tarafından başlattırılmıştır. 337
ile 361 yılları arasında tahtta olan Büyük Konstantin’in oğlu II. Constantius tarafından tamamlanmış ve Ayasofya kilisesinin açılışı 15 Şubat 360’ta Constantius
II tarafından gerçekleştirilmiştir Roma İmparatorluğu hükümdarlığında yaşanan dönem isyanları sonucunda yıkılan Ayasofya 2. Kez yapılmış ancak yine bir çatışma sonrasında tahrip olur zarar görmüştür. 532 yılında 2. Ayasofya’nın yıkılmasının ardından bugünkü haliyle Bizans İmparatoru I.Justinianus tarafından üçüncü kez 532 ile 537 yılları arasında eski Bizans şehir merkezine Bazilika temelli bir ibadethane olarak inşa edilmiştir.
1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından gerçekleştirilen fethe kadar kilise olarak görev yapan Ayasofya 1453 yılından itibaren camii olarak ibadete açılmıştır. 1453’te camiye çevrilen Ayasofya birçok defa restore edildi. 1930 ile 1935 yılları arasındaki yenileme çalışmaları nedeniyle halka kapatılan Ayasofya Bakanlar Kurulu’nun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla müzeye çevrilmiştir. 1934 yılından itibaren Ayasofya müze olarak hizmet vermektedir

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği izin sonrası başlayan çalışmalar 15 yıl sürdü ve 1947’de tamamlandı.1996’da Dünya Anıtları İzleme listesine alınan Ayasofya’nın kubbesi ve minareleri, Dünya Anıtları Fonu’nun da desteğiyle 1997-2002 arasında restore edildi.Müze aynı zamanda UNESO Dünya Mirası listesinde.

Haber Etiketleri

Sungur videosu yayınlandı, teröristlerin korkulu rüyası olacak!

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı